<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Aile Hukuku - Birikken Hukuk Bürosu - Av. Alperen Birikken</title>
	<atom:link href="https://birikkenhukuk.com.tr/aile-hukuku/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://birikkenhukuk.com.tr/aile-hukuku/</link>
	<description>İstanbul Avukat</description>
	<lastBuildDate>Sat, 04 Oct 2025 19:52:37 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://birikkenhukuk.com.tr/wp-content/uploads/2025/05/cropped-Ekran-Resmi-2025-05-15-20.51.39-32x32.png</url>
	<title>Aile Hukuku - Birikken Hukuk Bürosu - Av. Alperen Birikken</title>
	<link>https://birikkenhukuk.com.tr/aile-hukuku/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Fiili Ayrılık Nedeniyle Boşanma Davası</title>
		<link>https://birikkenhukuk.com.tr/aile-hukuku/fiili-ayrilik-nedeniyle-bosanma-davasi/</link>
					<comments>https://birikkenhukuk.com.tr/aile-hukuku/fiili-ayrilik-nedeniyle-bosanma-davasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Alperen Birikken]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 04 Oct 2025 19:52:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Aile Hukuku]]></category>
		<category><![CDATA[Boşanma Avukatı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://birikkenhukuk.com.tr/?p=1638</guid>

					<description><![CDATA[<p>Boşanma sebepleri Türk Medeni Kanunu’nda özel olarak düzenlenmiştir. Ayrıca yasada sayılı özel sebeplerin mevcut olmaması ve fakat taraflar için evlilik birliğinin devamının da mümkün olmaması durumunda Kanun’un 166. maddesinde düzenlenen genel bir boşanma sebebine de yer verilmiş olup bu sebep evlilik birliğinin temelinden sarsılmasıdır. İşbu maddenin üçüncü fıkrasında yer alan düzenlemeye göre tarafların daha önce&#8230;&#160;<a href="https://birikkenhukuk.com.tr/aile-hukuku/fiili-ayrilik-nedeniyle-bosanma-davasi/" rel="bookmark">Daha fazlasını oku &#187;<span class="screen-reader-text">Fiili Ayrılık Nedeniyle Boşanma Davası</span></a></p>
<p><a href="https://birikkenhukuk.com.tr/aile-hukuku/fiili-ayrilik-nedeniyle-bosanma-davasi/">Fiili Ayrılık Nedeniyle Boşanma Davası</a> yazısı ilk önce <a href="https://birikkenhukuk.com.tr">Birikken Hukuk Bürosu - Av. Alperen Birikken</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Boşanma sebepleri Türk Medeni Kanunu’nda özel olarak düzenlenmiştir. Ayrıca yasada sayılı özel sebeplerin mevcut olmaması ve fakat taraflar için evlilik birliğinin devamının da mümkün olmaması durumunda Kanun’un 166. maddesinde düzenlenen genel bir boşanma sebebine de yer verilmiş olup bu sebep evlilik birliğinin temelinden sarsılmasıdır. İşbu maddenin üçüncü fıkrasında yer alan düzenlemeye göre tarafların daha önce hangi gerekçe ile olursa olsun boşanma davası açmaları ve bu davanın reddedilmesini takiben evlilik birliğinin yeniden kurulamaması durumunda, bir başka deyişle tarafların fiili olarak ayrılması ve bunun belli bir müddet devam etmesi halinde taraflar fiili ayrılık sebebiyle boşanma kararı verilmesi talep edilebilmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu makalemizde fiili ayrılık sebebiyle boşanma davasının koşullarına, fiili ayrılık olarak kabul edilmeyen hallere, dava açma süresine ve fiili ayrılık sebebiyle boşanma davasının boşanmanın fer’ilerine olan etkisine değinilecektir.</p>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity"/>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Fiili Ayrılık Nedeniyle Boşanma Davasının Şartları Nelerdir?</strong></h2>



<p class="wp-block-paragraph">Fiili ayrılık sebebiyle boşanma sebebi Türk Medeni Kanunu’nda düzenlenmiştir. Bu tür boşanma davalarından diğer boşanma davalarından farklı olarak eşlerin kusurlu davranışları değil fiili ayrık koşullarının oluşması önem arz etmekte ve ispat edilmesi gerekmektedir. Evlilik birliğinin temelinden sarsılması başlıklı 166. maddenin son fıkrasında yer alan düzenlemeye göre;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>“Boşanma sebeplerinden herhangi biriyle açılmış bulunan davanın reddine karar verilmesi ve bu kararın kesinleştiği tarihten başlayarak bir yıl geçmesi hâlinde, her ne sebeple olursa olsun ortak hayat yeniden kurulamamışsa evlilik birliği temelden sarsılmış sayılır ve eşlerden birinin istemi üzerine boşanmaya karar verilir.”</em></p>



<h3 class="wp-block-heading">a. <strong><em>Taraflar Arasında Daha Önce Açılmış Bir Boşanma Davası Olmalı ve Bu Davanın Reddine Karar Verilmiş Olmalıdır.</em></strong></h3>



<p class="wp-block-paragraph">Fiili ayrılık sebebiyle boşanma davası açılabilmesi için taraflar arasında daha önce bir boşanma davası açılmış olmalı ve bu davanın reddine karar verilmiş olmalıdır. Daha önce açılan boşanma davasının sebebi bu noktada önemli değildir. Türk Medeni Kanunu’nda düzenlenmiş olan <a href="http://(https://birikkenhukuk.com.tr/aile-hukuku/zina-nedeniyle-bosanma-davasi-aldatma-sebebiyle-bosanma/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">zina sebebiyle boşanma davası</a>, <a href="https://birikkenhukuk.com.tr/aile-hukuku/hayata-kast-pek-kotu-veya-onur-kirici-davranis-sebebiyle-bosanma-davasi/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">hayata kast, pek kötü muamele veya onur kırıcı davranış sebebiyle boşanma davası</a> ,<a href="https://birikkenhukuk.com.tr/aile-hukuku/suc-isleme-ve-haysiyetsiz-yasam-surme-nedeniyle-bosanma-davasi/)"> suç işleme ve haysiyetsiz yaşam sürme nedeniyle boşanma davası </a>, <a href="https://birikkenhukuk.com.tr/aile-hukuku/terk-nedeniyle-bosanma-davasi-ve-sartlari/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">terk nedeniyle boşanma davası</a> veya <a href="https://birikkenhukuk.com.tr/aile-hukuku/akil-hastaligi-nedeniyle-bosanma-davasi-ve-sartlari/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">akıl hastalığı nedeniyle boşanma davası </a>gibi özel sebeplerle veya <a href="https://birikkenhukuk.com.tr/aile-hukuku/evlilik-birliginin-temelinden-sarsilmasi-sebebiyle-bosanma-davasi-siddetli-gecimsizlik/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">evlilik birliğinin temelinden sarsılması</a> genel sebebiyle boşanma davası açılmış ve fakat koşullarının oluşmaması nedeniyle davanın ve boşanma talebinin reddine karar verilmiş olabilir. İlgili boşanma sebepleri ve dava koşulları için diğer makalelerimizi okuyabilirsiniz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yine taraflar daha önce <a href="https://birikkenhukuk.com.tr/aile-hukuku/anlasmali-bosanma-davasi/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">anlaşmalı boşanma davası </a>açmış ancak koşulların oluşmaması nedeniyle davanın reddine karar verilmiş olabilir. Bu halde de diğer koşulların oluşması halinde fiili ayrılık sebebiyle boşanma davası açılabilmektedir.</p>



<h3 class="wp-block-heading">b. <strong><em>Kararın Kesinleşmesinin Üzerinden 1 Yıl Geçmiş Olmalıdır.</em></strong></h3>



<p class="wp-block-paragraph">Taraflar arasında daha önce herhangi bir sebeple görülen boşanma davasının reddedilmiş olması gerekmekle birlikte bu kararın kesinleşmesinin ardından da en az 1 yıllık sürenin geçmiş olması gerekmektedir. Burada kararın kesinleşmiş olması önem arz etmektedir. İlk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmesinin ardından taraflarca başvurulması üzerine tüm yasal yolların tamamlanmış olması veya tarafların yasal yollara süresi içerisinde başvurmamış olması halinde karar kesinleşecektir. Dolayısıyla davanın reddi yönünde karar verilmiş olması ve bu kararın üzerinden de 1 yıl geçmiş olması yeterli olmayıp 1 yıllık sürenin başlangıç tarihi kesinleşme tarihidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Daha önce Kanun’da bu süre 3 yıl olarak öngörülmüştü. Ancak Anayasa Mahkemesi’nin 22.02.2024 tarihli, 2023/ 116 Esas ve 2024/56 Karar sayılı kararı ile işbu sürenin makul olmadığı, her ne kadar yasa koyucu tarafından evlilik birliğini ayakta tutmak hedeflenmişse de yeniden ortak hayat tesis edemeyen eşlerin boşanmasının güç hale gelmesi ve makul olmayan bir süre beklenmeye ve bu sürede evli kalmaya zorlanmasının ailenin korunması ilkesiyle bağdaşmadığı kanaatine varılarak Türk Medeni Kanunu’nun 166/3 maddesinin iptaline karar verilmiş ve fiili ayrılık süresi 1 yıla düşürülmüştür. İşbu Anayasa Mahkemesi iptal kararı 19/04/2024 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanmış ve 7532 sayılı Kanun uyarınca 14/11/2024 tarihinde yürürlüğe girmiştir.</p>



<h3 class="wp-block-heading">c.<strong><em>Taraflar Kesinleşmenin Ardından Ortak Yaşamı Yeniden Kuramamış Olmalıdır.</em></strong></h3>



<p class="wp-block-paragraph">Uygulamada sıklıkla karşımıza çıktığı üzere taraflar arasında bir boşanma davası görülmekteyken taraflardan biri veya her ikisi de ortak konuttan ayrılmakta ve kendilerine bir bakıma birbirlerinden bağımsız bir hayat kurmaktadırlar. Fiili ayrılık sebebiyle boşanma davasında da taraflar arasında daha önceden görülen davanın reddedilmesi ve bu kararın kesinleşmesinin ardından 1 yıl süre ile taraflar fiilen ayrı yaşamış, bu süreçte evlilik birliğinin gerektirdiği ortak hayatı yeniden kuramamış olmalıdır. Bu süreçte eşler elbette bir araya gelebileceklerdir. Ancak bu görüşmeler ortak hayatın yeniden kurulduğu anlamını taşımayacak, fiili ayrılık sebebiyle boşanma kararı verilmesine engel teşkil etmeyecektir.</p>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity"/>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Fiili Ayrılık Sebebiyle Boşanma Davası Açılmasında Süre</strong></h2>



<p class="wp-block-paragraph">Fiili ayrılık sebebiyle boşanma davası açılabilmesi için taraflar arasında daha önce herhangi bir sebeple boşanma davası görülmüş, bu davanın reddine karar verilmiş ve dosya kesinleşmiş, kesinleşme tarihinin üzerinden geçen 1 yıllık süre içerisinde ise taraflar ortak hayatı yeniden tesis edememiş olmalıdır. Dava, önceki davanın kesinleşmesinin üzerinden 1 yıl geçmeden açılamamaktadır. Sonrasında ise fiili ayrılık devam ettiği ve taraflar arasında ortak hayat yeniden tesis edilemediği müddetçe her zaman açılabilecektir.</p>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity"/>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Hangi Haller Fiili Ayrılık Kapsamında Değildir?</strong></h2>



<p class="wp-block-paragraph">Fiili ayrılık sebebiyle boşanma kararı verilebilmesi için eşlerin önceki mahkeme kararının kesinleşmesinden itibaren 1 yıllık süre içerisinde fiilen ayrı olması ve ortak hayatı yeniden tesis edememiş olması gerekmektedir. Bu süreçte bilhassa müşterek çocukları olan eşlerin kişisel ilişki tesisi veya sair sebeplerle görüşme yapmalarında herhangi bir sakınca bulunmamaktadır. Kısa süreli görüşmeler ortak hayatın yeniden tesis edildiği, fiili ayrılığın bölündüğü anlamını taşımayacaktır. Ancak eşler bu süreçte daha çok birlikte yaşamış, aralıklarla ayrı yaşam sürmüş yahut iş, sağlık, eğitim sebepleriyle kısa süreli ayrılıklar yaşanmış ise bu durum fiili ayrılık olarak değerlendirilemeyecektir. Yahut eşlerden biri evi terk etmiş ve fakat diğer eş evlilik birliğini sürdürme gayretiyle hareket etmekteyse bu tek taraflı ayrılık da fiili ayrılık olarak nitelendirilmeyecektir.</p>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity"/>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Fiili Ayrılık Sebebiyle Boşanma Davasında Tazminat ve Nafaka</strong></h2>



<p class="wp-block-paragraph">Boşanma davası neticesinde eşler birbirlerinden maddi ve manevi tazminat ve nafaka talep edebilirler. Yoksulluk nafakası ve tazminat talepleri, boşanmada eşlerin kusur durumuna göre değerlendirilmektedir. Boşanmada ağır kusurlu olan taraf lehine tazminat ve nafakaya hükmedilemeyecektir. Dolayısıyla fiili ayrılık sebebiyle boşanma davasında da eşlerin kusurlarının tespiti önem arz etmektedir. Fiili ayrılık sebebiyle boşanma davasında mahkeme, öncelikle önceki boşanma davasında tespit edilen ve kesinleşmiş olan kusur tespitini değerlendirmeye alacaktır. Yine fiili ayrılık halinde eşler evli olduğundan ve evlilikten kaynaklanan yükümlülükleri devam ettiğinden fiili ayrılık sürecindeki davranışlar da önem arz etmektedir. Bu süreçte eşlerin birbirlerine karşı kusurlu davranışlar da yine eşler tarafından ileri sürüldüğü ve sair delillerle tespit edildiği takdirde kusur durumunun değerlendirmesinde dikkate alınacaktır. Koşulların oluşması ve talep eden eşin daha az kusurlu veya kusursuz olması durumunda tazminata ve nafakaya hükmedilebilecektir</p>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity"/>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Görevli ve Yetkili Mahkeme</strong></h2>



<p class="wp-block-paragraph">Aile hukukundan kaynaklanan davaları görmekte görevli olan mahkeme Aile Mahkemeleridir. Yetkili mahkeme ise seçenekli olup fiili ayrılık nedeniyle boşanma davası eşlerden birinin yerleşim yeri veya eşlerin davadan önce son defa altı aydan uzun süre ikamet ettikleri yer Aile Mahkemeleridir.</p>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity"/>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Sonuç</strong></h2>



<p class="wp-block-paragraph">Fiili ayrılık nedeniyle boşanma davası, evlilik birliğinin fiilen sona erdiği ancak hukuken devam ettiği durumlarda eşlere tanınan bir hak olarak karşımıza çıkmaktadır. Türk Medeni Kanunu’nun 166/son maddesi uyarınca, daha önce açılan boşanma davasının reddine karar verilmiş ve bu kararın kesinleşmesinden itibaren bir yıl geçmiş olmasına rağmen taraflar ortak hayatı yeniden kuramamışlarsa, artık evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı kabul edilir. Bu durumda taraflardan biri, fiili ayrılık sebebine dayanarak boşanma talebinde bulunabilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Fiili ayrılık davasında önemli olan eşlerin kusurlu davranışları değil, ortak yaşamın yeniden kurulamamış olmasıdır. Ancak davanın sonucunda tazminat ve nafaka gibi fer’î talepler yönünden kusur durumu yine değerlendirilecektir. Ayrıca mahkeme, önceki boşanma davasındaki kusur tespitini ve tarafların fiili ayrılık sürecindeki davranışlarını birlikte ele alacaktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sonuç olarak, fiili ayrılık nedeniyle boşanma davası, evlilik birliğini fiilen sürdüremeyen eşlere hukuken bir çıkış yolu sunmakta, tarafların uzun yıllar süren belirsizlik içerisinde kalmasını önlemektedir. Yasal koşulların oluşması hâlinde, bu dava ile evlilik birliği sona erdirilerek tarafların hayatlarına bağımsız bir şekilde devam edebilmesi sağlanmaktadır.</p>
<p><a href="https://birikkenhukuk.com.tr/aile-hukuku/fiili-ayrilik-nedeniyle-bosanma-davasi/">Fiili Ayrılık Nedeniyle Boşanma Davası</a> yazısı ilk önce <a href="https://birikkenhukuk.com.tr">Birikken Hukuk Bürosu - Av. Alperen Birikken</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://birikkenhukuk.com.tr/aile-hukuku/fiili-ayrilik-nedeniyle-bosanma-davasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Velayetin Değiştirilmesi Mümkün Müdür?</title>
		<link>https://birikkenhukuk.com.tr/aile-hukuku/velayetin-degistirilmesi-mumkun-mudur/</link>
					<comments>https://birikkenhukuk.com.tr/aile-hukuku/velayetin-degistirilmesi-mumkun-mudur/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Alperen Birikken]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 21 Jul 2025 21:22:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Aile Hukuku]]></category>
		<category><![CDATA[Boşanma Avukatı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://birikkenhukuk.com.tr/?p=1546</guid>

					<description><![CDATA[<p>Velayet hakkı, reşit olmayan çocuğu bakımı, korunması, eğitimi ve sağlığı ile mallarının korunması ve yönetilmesini kapsamaktadır. Evlilik birliği içerisinde anne ve baba velayet hakkını birlikte kullanırken boşanma davası ile birlikte çocuğun velayet hakkı mahkeme kararı ile eşlerden birine bırakılabilir Ancak velayetin ebeveynlerden birine bırakılması mutlak bir karar değildir; koşulların değişmesi veya çocuğun üstün yararının bunu&#8230;&#160;<a href="https://birikkenhukuk.com.tr/aile-hukuku/velayetin-degistirilmesi-mumkun-mudur/" rel="bookmark">Daha fazlasını oku &#187;<span class="screen-reader-text">Velayetin Değiştirilmesi Mümkün Müdür?</span></a></p>
<p><a href="https://birikkenhukuk.com.tr/aile-hukuku/velayetin-degistirilmesi-mumkun-mudur/">Velayetin Değiştirilmesi Mümkün Müdür?</a> yazısı ilk önce <a href="https://birikkenhukuk.com.tr">Birikken Hukuk Bürosu - Av. Alperen Birikken</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Velayet hakkı, reşit olmayan çocuğu bakımı, korunması, eğitimi ve sağlığı ile mallarının korunması ve yönetilmesini kapsamaktadır. Evlilik birliği içerisinde anne ve baba velayet hakkını birlikte kullanırken boşanma davası ile birlikte çocuğun velayet hakkı mahkeme kararı ile eşlerden birine bırakılabilir Ancak velayetin ebeveynlerden birine bırakılması mutlak bir karar değildir; koşulların değişmesi veya çocuğun üstün yararının bunu gerektirmesi hâlinde velayetin değiştirilmesi mümkün olabilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu makalemizde velayetin ne anlama geldiği, velayet hakkının hangi hallerde değiştirilebileceği ve velayet hakkının değiştirilmesi davalarında hukuki süreci inceleyeceğiz.</p>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity"/>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Velayet Nedir?</strong></h2>



<p class="wp-block-paragraph">Reşit olmayan çocuğun yaşamsal faaliyetlerini devam ettirebilmesi için maddi ve manevi ihtiyaçlarının karşılanması gerekmektedir. Çocuğun bakımı, manevi ve ekonomik menfaatlerinin korunması, sağlık durumu, eğitimi açısından ergin olana kadar çocuğun menfaatleri doğrultusunda söz sahibi olan kimseler çocuğun ebeveynleridir. Türk Medeni Kanunu’nun 339. maddesinde velayetin kapsamı hüküm altına alınmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>“Ana ve baba, çocuğun bakım ve eğitimi konusunda onun menfaatini göz önünde tutarak gerekli kararları alır ve uygularlar.”</em></p>



<p class="wp-block-paragraph">Çocuğun anne ve babası evlilik birliği içerisinde ortak velayet hakkına sahiplerdir. Evliliğin boşanma sebebiyle sona ermesi durumunda çocuğun üstün menfaatini gözetmek suretiyle ve mahkeme kararı ile velayet hakkı eşlerden birine bırakılır. Çocuğun anne ve babasının hayatta olmaması veya çocuğun menfaatinin bunu gerektirmesi halinde çocuğa bir vasi atanabilmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Boşanma davasında velayetin hangi eşe verileceği hususu değerlendirilirken boşanmayı meydana getiren olaylardan ziyade, çocuğun yararı gözetilmektedir. Çocuğun yaşı, eşlerin ekonomik durumu, çocuğun bakımını olması gerektiği gibi gerçekleştirip gerçekleştiremeyecekleri, çocuğa sunulabilecek olan sosyal hayat, boşanma ile çocuğun sosyal hayatının en az seviyede değişmesinin sağlanması, eşlerin ruhsal durumları, çocuğun eğitim durumu, çocuğun ruhsal ve fiziksel bütünlüğünün en sağlıklı şekilde korunabilmesi velayet hakkının eşlerden birine bırakılmasında önem arz etmektedir.<a href="https://birikkenhukuk.com.tr/aile-hukuku/" target="_blank" rel="noreferrer noopener"> <strong>Boşanma davalarının velayet hakkı tesisi üzerindeki etkileri için diğer makalelerimizi okuyabilirsiniz.</strong></a></p>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity"/>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Velayet Hakkı Hangi Hallerde Değiştirilebilir?</strong></h2>



<p class="wp-block-paragraph">Velayet hakkı anne ve babanın ekonomik ve sosyal yaşantıları ile çocuğun tüm ekonomik ve manevi yararları gözetilmek suretiyle ve mahkeme kararı ile eşlerden birine bırakılabilmektedir. Ancak zamanla velayet kendisine bırakılan eşin durumunda veya çocuğun ihtiyaçlarında değişiklikler meydana gelebilir. Velayetin eşlerden birine bırakılması mutlak surette bir karar değildir. Velayet hakkı sona erene kadar, velayetin değiştirilmesini veya kaldırılmasını gerektiren bir durum ortaya çıkarsa.velayetin değiştirilmesi veya kaldırılması talep edilebilir. Yasada ve Yargıtay içtihatlarında velayetin değiştirilmesine sebep olabilecek bir kısım olaylar öngörülmüştür.</p>



<h3 class="wp-block-heading">a) <strong>Kişisel ilişki kararına aykırı davranılması</strong> durumunda velayetin değiştirilmesi</h3>



<p class="wp-block-paragraph">Velayet hakkı kendisine bırakılmayan eş ile çocuk arasında kişisel ilişki kurulmasına ilişkin ayrıca karar verilmektedir. Kişisel ilişki kararında velayet kendisinde olmayan eşin, çocuğu hangi günlerde ve hangi saat aralıklarında ne şekilde görebileceği detaylı olarak düzenlenmektedir. Her iki eşin de kişisel ilişki kararına riayet etmesi gerekmektedir.<a href="https://mevzuat.gov.tr/mevzuatmetin/1.5.4721.pdf" target="_blank" rel="noreferrer noopener"> Türk Medeni Kanunu’nun 182/2. maddesinde;</a></p>



<ol style="list-style-type:lower-alpha" class="wp-block-list"></ol>



<p class="wp-block-paragraph"><em>“Mahkeme, kararında kişisel ilişki düzenlemesinin gereklerinin yerine getirilmemesi hâlinde, çocuğun menfaatine aykırı olmamak kaydıyla velayetin değiştirilebileceğini ihtar eder.” </em>hükmü düzenlenmekle velayet kararının mutlak bir karar olmadığı ve kişisel ilişki düzenlemesine aykırı davranışların velayetin değiştirilmesine sebep olacağı belirtilmiştir. Yine Kanun’un 324. Maddesinde de bu husus belirtilmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>“</em>Velayet kendisine bırakılan ana veya baba, kişisel ilişki düzenlemesinin gereklerini yerine getirmezse çocuğun menfaatine aykırı olmamak kaydıyla velayet değiştirilebilir. Bu husus kişisel ilişki kurulmasına dair kararda taraflara ihtar edilir.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu nedenle örneğin; kişisel ilişki kararında öngörülen zaman aralığında çocuğun, diğer eşe gösterilmemesi, kişisel ilişki kurallarına riayet edilmemesi ve bunun süreklilik arz etmesi velayet hakkının değiştirilmesini gündeme getirebilecektir.</p>



<h3 class="wp-block-heading">b) <strong>Ana veya babanın başkasıyla evlenmesi</strong> halinde velayetin değiştirilmesi</h3>



<p class="wp-block-paragraph">Velayet hakkı kendisinde olan ebeveyn, zaman içinde başka biriyle evlenme kararı alabilir. Ancak, bu evlilik tek başına velayetin değiştirilmesi gerektiği anlamına gelmemektedir. Çocuğun üstün yararı ilkesi her zaman öncelikli ilke olup çocuğu yararı gereği velayetin değiştirilmesi mümkün olabilir. Örneğin; yeni evlenilen eşin çocuğa kötü davranması, fiziksel veya psikolojik veya ekonomik olarak şiddet uygulaması halinde hâkim re’sen veya talep üzerine velayeti diğer eşe verebilecektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yasa’nın 183. maddesinde; <em>“Ana veya babanın başkasıyla evlenmesi, başka bir yere gitmesi veya ölmesi gibi yeni olguların zorunlu kılması hâlinde hâkim, re&#8217;sen veya ana ve babadan birinin istemi üzerine gerekli önlemleri alır.”</em> Hükmünde de belirtildiği üzere yazılı yeni olguların velayetin değiştirilmesini zorunlu kılacak nitelikte olması gerekmektedir.</p>



<h3 class="wp-block-heading">c) <strong>Velayet kendisinde olan eşin başka bir yere taşınması</strong></h3>



<p class="wp-block-paragraph">Yine Kanun’un 183. Maddesinde öngörülen hallerden birisi de velayet kendisinde olan eşin başka bir yere taşınmasıdır. Bu taşınma başlı başına velayetin değiştirilmesini gerektirmemektedir. Değişikliğin çocuğun ekonomik ve sosyal hayatını, eğitim ve sağlık durumunu nasıl etkileyeceği araştırıldıktan sonra velayetin değiştirilmesinin zorunlu olduğu kanaatine varıldığı takdirde velayet diğer eşe verilebilecektir.</p>



<h3 class="wp-block-heading">d) <strong>Velayet kendisinde olan eşin ölmesi</strong> halinde velayetin değiştirilmesi</h3>



<p class="wp-block-paragraph">Velayet hakkı kendisinde bulunan ebeveynin ölmesi durumunda velayet hakkı kendiliğinden sona erse de kendiliğinden diğer ebeveyne geçmemektedir. Ölüm halinde, mahkemece öncelikle velayetin diğer ebeveyne verilmesinin çocuğun menfaatlerine etkisi araştırılacak ve uygun bulunması halinde velayet hakkı kendisine verilecektir. Velayetin diğer ebeveyne verilmesi çocuğun menfaatlerini zedeliyorsa, sosyal ve ekonomik yaşantısına büyük zararlar verecek mahiyette ise mahkemece çocuğa vasi atanmasına da karar verilebilecektir.</p>



<h3 class="wp-block-heading">e) <strong>Çocuğun üstün yararının velayet değişikliği gerektirmesi</strong></h3>



<p class="wp-block-paragraph">Çocuğun üstün yararı, velayet hususunda sürekli olarak gözetilmesi gereken bir ilke olup çocuğun üstün yararının zedelendiği her halde mahkemece re’sen veya talep üzerine gerekli tedbirlerin alınması gerekmektedir. Çocuğun eğitimi, sağlığı, ekonomik ve sosyal durumu, mallarının korunması, ruhsal ve fiziksel bütünlüğü, yaşam standartları üstün menfaat kapsamında değerlendirilmesi gereken kriterlerdendir. Bunlardan birinde eksiklik veya aksaklık meydana gelmesi halinde gerekli tedbirlerin alınması lazım gelmektedir.</p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Çocuğa velayet kendisinde bulunan ebeveyn veya üçüncü bir kişi tarafından fiziksel ve psikolojik şiddet uygulanması,</li>



<li>Çocuğun okula gönderilmemesi,</li>



<li>Çocuğun sağlık durumunun kontrol edilmemesi ve takip edilmemesi,</li>



<li>Velayet kendisinde olan ebeveynin alkol veya uyuşturucu bağımlılığının olması,</li>



<li>Velayet kendisinde olan ebeveynin çocuğun bakımını gerçekleştiremeyecek kadar hastalanması,</li>



<li>Velayet kendisinde olan ebeveynin çocuğa karşı sorumluluklarını yerine getirmemesi,</li>



<li>Velayet kendisinde olan ebeveynin ekonomik ve sosyal durumunun kötüleşmesi veya diğer ebeveynin ekonomik ve sosyal durumunda iyileşme meydana gelmesi hallerinde çocuğun üstün menfaati gereği velayetin değiştirilmesi söz konusu olabilecektir.</li>
</ul>



<h3 class="wp-block-heading">f) <strong>Çocuğun görüş ve talebi üzerine</strong> velayetin değiştirilmesi</h3>



<p class="wp-block-paragraph">Velayet hususu değerlendirilirken, tarafların ve çocuğun sosyal ve ekonomik durumuna ilişkin bir araştırma raporu alınmaktadır. Yine gerek ebeveynlerin gerekse de çocuğun psikolog tarafından beyanlarına başvurulur. Bu beyanlar sosyal inceleme raporu başlığı ile raporlandırılarak mahkemeye sunulur. Çocuğun beyanları öncelikli olarak incelenmektedir. Ancak mahkemelerce 8 yaşında büyük çocukların da taleplerine önem atfedilmektedir. Örneğin, velayeti annesinde olan bir çocuğun mahkeme huzurunda babası ile birlikte yaşamak istediğine ilişkin beyanına itibar edilebilmektedir. Bu beyanın çocuğun özgür iradesiyle verilip verilmediği, çocuğun baskı altında olup olmadığı araştırılması gereken hususlardandır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Velayetin değiştirilmesini talep eden ebeveyn, çocuğun üstün menfaatinin değişiklik olmasını gerektirdiğini, değişikliğe sebebiyet verecek önemli sebeplerin varlığını ispat etmekle yükümlüdür.</p>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity"/>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Velayetin Değiştirilmesi Davasında Alınabilecek Tedbirler</strong></h2>



<p class="wp-block-paragraph">Velayetin değiştirilmesini gerektirecek önemli hallerin meydana gelmesi durumunda mahkemece re’sen veya talep üzerine gerekli tedbirlerin alınması gerekmektedir. Bu minvalde mahkeme, yargılama süresince çocuğun velayetini, velayet kendisinde olan ebeveynden alarak diğer ebeveyne tedbiren verebileceği gibi çocuğa vasi de atayabilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yine iştirak nafakası hususu burada önem arz etmektedir. Velayetin, yargılama süresince tedbiren diğer ebeveyne verilmesi durumunda veya çocuğa vasi atanması durumunda iştirak nafakası yükümlülüğünde değişiklik meydana gelecektir. Şayet velayet tedbiren diğer ebeveyne verilirse, velayet kendisinden alınan eşe iştirak nafakası yükümlülüğü getirilebilecek, diğer ebeveynin yükümlülüğü sona erecektir. Bu noktadan iştirak nafakası bedelinin de yeniden belirlenmesi söz konusu olabilir. <strong>İştirak nafakası ve diğer nafakalara dair detaylı bilgi edinmek için: <a href="https://birikkenhukuk.com.tr/aile-hukuku/nafaka-davasi-ve-nafaka-cesitleri/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">tıklayınız.</a></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Şayet çocuğa tedbiren vasi atanması söz konusu olursa, çocuğun bakımı için gerekli olan ekonomik yardımın, eğitim ve sağlık masraflarının her iki ebeveyn tarafından birlikte karşılanmasına karar verilebilmektedir.</p>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity"/>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Velayetin Değiştirilmesinde Görevli ve Yetkili Mahkeme</strong></h2>



<p class="wp-block-paragraph">Velayetin değiştirilmesi davası niteliği gereği aile hukuku davalarındandır. Velayetin değiştirilmesi talepli davada görevli mahkeme Aile Mahkemeleridir. Yetkili mahkemede ise özel bir yetki kuralı öngörülmemiş olmakla birlikte, çocuğun menfaatlerinin daha yakından incelenebilmesi adında çocuğun bulunduğu yer mahkemesinde açılmasında fayda vardır. Ancak velayetin değiştirilmesi davası çekişmesiz yargı işlerinden sayıldığından talepte bulunanın ikamet yeri mahkemesi de yetkili kabul edilmektedir.</p>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity"/>



<h2 class="wp-block-heading">Sonuç</h2>



<p class="wp-block-paragraph">Velayet hakkı, çocuğun üstün yararını korumak amacıyla düzenlenen ve kamu düzenine ilişkin bir kurumdur. Bu nedenle mahkemeler, velayetle ilgili karar verirken sadece anne ve babanın taleplerini değil, çocuğun fiziksel, ruhsal ve sosyal gelişimini doğrudan etkileyen tüm koşulları dikkate alır. Boşanma sonrası velayet kararı kesin ve değiştirilemez bir hüküm olmayıp, zaman içinde çocuğun yararını zedeleyen durumların ortaya çıkması hâlinde yeniden değerlendirilmesi mümkündür. Velayetin değiştirilmesi davasında önemli olan, değişikliğin çocuğun sağlığı, eğitimi ve genel menfaati açısından zorunlu olup olmadığının somut ve güçlü delillerle ortaya konulmasıdır. Bu süreçte mahkemeler sosyal inceleme raporları, psikolojik değerlendirmeler ve tarafların yaşam koşulları gibi birçok unsuru birlikte değerlendirerek karar verir. Çocuğun üstün yararı ilkesi, her durumda en ön planda tutulur.</p>
<p><a href="https://birikkenhukuk.com.tr/aile-hukuku/velayetin-degistirilmesi-mumkun-mudur/">Velayetin Değiştirilmesi Mümkün Müdür?</a> yazısı ilk önce <a href="https://birikkenhukuk.com.tr">Birikken Hukuk Bürosu - Av. Alperen Birikken</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://birikkenhukuk.com.tr/aile-hukuku/velayetin-degistirilmesi-mumkun-mudur/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Aile Konutu Şerhi</title>
		<link>https://birikkenhukuk.com.tr/aile-hukuku/aile-konutu-serhi/</link>
					<comments>https://birikkenhukuk.com.tr/aile-hukuku/aile-konutu-serhi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Alperen Birikken]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 15 Jul 2025 21:05:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Aile Hukuku]]></category>
		<category><![CDATA[Gayrimenkul Hukuku]]></category>
		<category><![CDATA[Boşanma Avukatı]]></category>
		<category><![CDATA[Gayrimenkul Avukatı]]></category>
		<category><![CDATA[Kira Avukatı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://birikkenhukuk.com.tr/?p=1523</guid>

					<description><![CDATA[<p>Aile konutu, yasada açıkça tanımı yapılmamışsa da yasa gerekçesinde ve Yargıtay içtihatlarında kabul gördüğü üzere, eşlerin ortak yaşamlarını sürdürdükleri konutu ifade etmektedir. Aile konutu şerhi, aile konutunun varlığını korumayı hedefleyen ve bu doğrultuda hukuki olarak eşlere bir takım hak ve yükümlülükler yükleyen düzenlemedir. Bu makalemizde aile konutu şerhinin neyi ifade ettiği, aile konu şerhinin hukuksal&#8230;&#160;<a href="https://birikkenhukuk.com.tr/aile-hukuku/aile-konutu-serhi/" rel="bookmark">Daha fazlasını oku &#187;<span class="screen-reader-text">Aile Konutu Şerhi</span></a></p>
<p><a href="https://birikkenhukuk.com.tr/aile-hukuku/aile-konutu-serhi/">Aile Konutu Şerhi</a> yazısı ilk önce <a href="https://birikkenhukuk.com.tr">Birikken Hukuk Bürosu - Av. Alperen Birikken</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Aile konutu, yasada açıkça tanımı yapılmamışsa da yasa gerekçesinde ve Yargıtay içtihatlarında kabul gördüğü üzere, eşlerin ortak yaşamlarını sürdürdükleri konutu ifade etmektedir. Aile konutu şerhi, aile konutunun varlığını korumayı hedefleyen ve bu doğrultuda hukuki olarak eşlere bir takım hak ve yükümlülükler yükleyen düzenlemedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu makalemizde aile konutu şerhinin neyi ifade ettiği, aile konu şerhinin hukuksal zeminde aileye kazandırdıkları, şerhin nasıl konulacağı ve kaldırılacağı hususlarına değinilecektir.</p>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity"/>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Aile Konutu Nedir?</strong></h2>



<p class="wp-block-paragraph">Aile konutu, Türk Medeni Kanunu’nun gerekçesinde yer verildiği üzere, ailenin, eşlerin ortak hayatını sürdürdükleri, aile hayatının merkezi olan yer olarak tanımlanmaktadır. Aile konutu yalnızca eşleri değil, eşlerle birlikte yaşayan kimseleri, varsa müşterek çocukları da kapsamaktadır. Aile konutu ile evlilik birliğinin korunması hedeflenmekte ve bundan dolayı konut üzerinde yapılacak olan işlemler açısından her iki eşin iradesinin aynı yönde olması aranmaktadır. <a href="https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuat?MevzuatNo=4721&amp;MevzuatTur=1&amp;MevzuatTertip=5" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Türk Medeni Kanunu’nun “Aile konutu” başlıklı 194. maddesinde</a>;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>“Eşlerden biri, diğer eşin açık rızası bulunmadıkça, aile konutu ile ilgili kira sözleşmesini feshedemez, aile konutunu devredemez veya aile konutu üzerindeki hakları sınırlayamaz.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Rızayı sağlayamayan veya haklı bir sebep olmadan kendisine rıza verilmeyen eş, hâkimin müdahalesini isteyebilir.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Aile konutu olarak özgülenen taşınmaz malın maliki olmayan eş, tapu kütüğüne konutla ilgili gerekli şerhin verilmesini tapu müdürlüğünden isteyebilir.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Aile konutu eşlerden biri tarafından kira ile sağlanmışsa, sözleşmenin tarafı olmayan eş, kiralayana yapacağı bildirimle sözleşmenin tarafı hâline gelir ve bildirimde bulunan eş diğeri ile müteselsilen sorumlu olur.”</em></p>



<p class="wp-block-paragraph">hükmü düzenlenmiştir. Hükümde aile konutunun tam olarak tanımı yapılmamakla birlikte, aile konutunun getirdiği hak ve sorumluluklara değinilmektedir. Görüldüğü üzere aile konutu ifadesi ile eşlerin ortak yaşamını sürdürdüğü konutun tek taraflı işlemlerle satılması, devredilmesi, konuta ilişkin kira sözleşmesinin feshedilmesinin önüne geçilerek eşlerin birliğinin ve düzeninin devamlılığı sağlanmak istenmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir konutun aile konutu olup olmadığı belirlenirken değerlendirilen birkaç husus bulunmaktadır. Yargıtay içtihatlarının işaret ettiği üzere; bir konutun aile konutu sayılabilmesi için eşlerin konutta birlikte yaşaması, bu yaşamın süreklilik arz etmesi gerekmektedir. Örneğin eşlerin ayrıca bir yazlık evleri bulunması halinde bu yazlık ev aile konutu olarak sayılmamaktadır. Yine eşlerin birden fazla evi olması halinde bunlardan yalnızca biri aile konutu olarak kabul edilebilmektedir.</p>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity"/>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Aile Konutunun Hukuki Etkileri</strong></h2>



<p class="wp-block-paragraph">Aile konutu eşleri bir arada tutmaya, evliliğin birliğine katkı sağlayan unsurlardan biridir. Eşler, aile konutu içerisinde ortak yaşamlarını sürdürmektedirler. Dolaysıyla aile konutunun korunması eşler ve aile bakımından önem arz etmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir konutun aile konutu olarak tanımlanması, koşullarının oluşması halinde tapuda taşınmaza ilişkin aile konutu şerhi konulması, hukuksal zeminde önemli korumalar sağlamaktadır. Aile konutu şerhinin korumasına dair yasada öngörülen maddeler mevcuttur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Aile konutu şerhi bulunan taşınmaz üzerinde tasarrufta bulunabilmesi diğer eşin rızasına bağlıdır. Dolayısıyla eşlerden birinin sahip olduğu haklarda tasarruf edebilmesi için diğer eşin de onayının alınması şarttır.</p>



<h3 class="wp-block-heading">1. <strong>Aile konutu devredilemez. (TMK m. 194)</strong></h3>



<p class="wp-block-paragraph">Aile konutu tapuda eşlerden yalnızca biri adına kayıtlı ise taşınmazın satışı, bağışlanması veya yasa öngörülen başka usullerde devri, diğer eşin açık rızasına bağlıdır. Diğer eşin rızası alınmaksızın taşınmazın devri gerçekleştirilirse bu devir işlemi hükümsüz olup devrin iptali talep edilebilir.</p>



<h3 class="wp-block-heading">2. <strong>Aile konutu üzerinde intifa hakkı kurulamaz. (TMK m. 194)</strong></h3>



<p class="wp-block-paragraph">İntifa hakkı veya oturma hakkı, malik tarafından taşınmaz üzerinde tasarrufta bulunma hakkı haricinde, üçüncü bir kişiye taşınmazın kullanımını veya kullanma ve yararlanma haklarını devretmesidir. Bir diğer deyişle infita hakkı veya oturma hakkı verilmek suretiyle malikin mülkiyet hakkı sınırlandırılmış olmaktadır. Yine mülkiyet hakkının sınırlandırılması da diğer eşin rızasına bağlı olup rıza olmaksızın tesis edilen intifa ve oturma hakkının tapu kaydının iptali talep edilebilmektedir.</p>



<h3 class="wp-block-heading">3. <strong>Aile konutu kiraya verilemez.</strong></h3>



<p class="wp-block-paragraph">Aile konutunun üçüncü bir kimseye kiraya verilmesi de, aile konutunun kullanımını eşler açısından kısıtlamakta olup konutun kiraya verilmesi için diğer eşin rızası aranmaktadır.</p>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity"/>



<p class="wp-block-paragraph">Aile konutu, yalnızca gayrimenkul hukuku kapsamında değil aynı zamanda miras hukuku, aile hukuku ve icra hukuku kapsamında da etki göstermektedir.</p>



<h3 class="wp-block-heading">1. <strong>Mal rejimi tasfiyesinde aile konutunun korunması (TMK m. 240)</strong></h3>



<p class="wp-block-paragraph">Evlilik birliğinin boşanma veya ölüm ile sona ermesi halinde eşlerin evlilik birliği içerisinde edinmiş oldukları malların tasfiyesi gündeme gelmektedir. Ölüm ile sona erme halinde, sağ kalan eşin aile konutu olarak kullandığı konutun katılma alacağına mahsuben kendisine özgülenmesini talep hakkı mevcuttur. Kanun’un 240. Maddesinde bu husus açıkça düzenlenmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>“Sağ kalan eş, eski yaşantısını devam ettirebilmesi için, ölen eşine ait olup birlikte yaşadıkları konut üzerinde kendisine katılma alacağına mahsup edilmek, yetmez ise bedel eklenmek suretiyle intifa veya oturma hakkı tanınmasını isteyebilir; mal rejimi sözleşmesiyle kabul edilen başka düzenlemeler saklıdır.”</em></p>



<h3 class="wp-block-heading">2. <strong>Miras paylaşımında aile konutunun korunması (TMK m. 652)</strong></h3>



<p class="wp-block-paragraph">Miras paylaşımında da, aile konutunu kullanmakta olan sağ kalan eşin miras payına mahsup edilmek üzere aile konutunun kendisine özgülenmesini talep etmesi mümkündür. Yasa’nın 652. maddesinde yer alan düzenlemeye göre;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>“Eşlerden birinin ölümü hâlinde tereke malları arasında ev eşyası veya eşlerin birlikte yaşadıkları konut varsa; sağ kalan eş, bunlar üzerinde kendisine miras hakkına mahsuben mülkiyet hakkı tanınmasını isteyebilir.”</em></p>



<h3 class="wp-block-heading">3. <strong>İcra hukuku kapsamında aile konutunun korunması (İİK m. 82)</strong></h3>



<p class="wp-block-paragraph">İcra İflas Kanunu uyarınca belirli şartların varlığı halinde aile konutunun haczedilmesinin önüne geçilmiştir. Mutlak bir koruma olmayan haczedilemezlik korumasının mümkün olması için: hacze konu borcun eşlerden birinin şahsi borçlarından doğmuş olması, bir diğer deyişle aile konutunun ortak giderleri için yapılan bir harcamaya dair olmamalıdır. Böyle bir durumda, borçlu olmayan eşin aile konutu itirazında bulunması mümkündür.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yine aile konutu üzerinde ipotek tesis edilmesi için de diğer eşin açık ve yazılı rızası aranmaktadır.</p>



<h3 class="wp-block-heading">4. <strong>Kira sözleşmesi ile kiralanan aile konutu açısından, kira sözleşmesi feshedilemez. (TMK m. 194) (TBK m. 349)</strong></h3>



<p class="wp-block-paragraph">Kiralanan taşınmazlarda çoğu zaman kira sözleşmesi eşlerden yalnızca biri tarafından akdedilmektedir. Ancak aile konutu koruması kiralanan aile konutu için de gündeme gelmektedir. Kira sözleşmesinin eşlerden yalnızca biri tarafından feshedilmesi için diğer eşin açık rızası aranmaktadır. Türk Borçlar Kanunu’nun 349. maddesinde;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>“Aile konutu olarak kullanılmak üzere kiralanan taşınmazlarda kiracı, eşinin açık rızası olmadıkça kira sözleşmesini feshedemez.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Bu rızanın alınması mümkün olmazsa veya eş haklı sebep olmaksızın rızasını vermekten kaçınırsa kiracı, hâkimden bu konuda bir karar vermesini isteyebilir.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Kiracı olmayan eşin, kiraya verene bildirimde bulunarak kira sözleşmesinin tarafı sıfatını kazanması hâlinde kiraya veren, fesih bildirimi ile fesih ihtarına bağlı tbir ödeme süresini kiracıya ve eşine ayrı ayrı bildirmek zorundadır.” </em>hükmü ihtiva edilmiştir. Kira sözleşmesinin eşi olmayan eşin, kiraya verene yapılacak bir bildirimle kira sözleşmesinin tarafı olması, sözleşmeden doğan borçlar bakımından eşiyle birlikte müteselsil sorumlu olması mümkündür.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Aile konutu itirazı uygulamada genellikle tahliye taahhütnamesi sebebiyle fesihte karşımıza çıkmakta olup aile konutu itirazının hangi aşamada yapılması gerektiği ve tahliye taahhütnamesi açısından aile konutunun önemi açısından:<a href="https://birikkenhukuk.com.tr/kira-hukuku/tahliye-taahhudu-sebebiyle-kiralanan-tasinmazin-tahliyesi/" target="_blank" rel="noreferrer noopener"> tıklayınız.</a></p>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity"/>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Aile Konutu Şerhine Aykırı İşlemin İptali</strong></h2>



<p class="wp-block-paragraph">Aile konutu, evlilik birliğinin korunması maksadıyla getirilen bir düzenleme olup aile konutu hükümlerine aykırı olarak gerçekleştirilen işlemlerin iptali, işlem tesis etmemiş olan diğer eş tarafından aile konutu itirazında bulunulması mümkündür.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Aile konutunun satış veya bağış yoluyla devri halinde veyahut da aile konutu üzerinde intifa veya oturma hakkı tesisi halinde diğer eş tarafından asliye hukuk mahkemeleri nezdinde tapu iptal davası açılması mümkündür. Diğer eşin açık rızası olmaksızın aile konutunun kiraya verilmesi halinde de diğer eş sulh hukuk mahkemesi nezdinde kira sözleşmesinin geçersiz olması sebebiyle tahliye davası açabilecektir. Usule uygun kurulmayan ipoteğin de terkininin istenmesi mümkündür.</p>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity"/>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Aile Konutu Şerhi Olmadan Korumadan Faydalanmak Mümkün Müdür?</strong></h2>



<p class="wp-block-paragraph">Aile konutu şerhi, aile konutunun korunması maksadıyla taşınmazın tapu kaydına işlenmektedir. Ancak aile konutunun hukuki anlamda var olması aile konutunun korumalarından faydalanmak açısından yeterlidir, tapuda şerh bulunması zorunlu değildir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Nitekim Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi’nin 18.11.2024 tarihli, 2023/618 Esas ve 2024/1460 Karar sayılı ilamında;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>“Bu kapsamda mahkemece yapılacak iş; davacı ile dava dışı eşin ipotek verilen tarih&#8230;&#8230;tarihi itibariyle ikamet adreslerini gösterir tedavüllü mernis kayıtlarını temin edip, bu konuda zabıta araştırması da yapılarak davacının dava dışı eşiyle ipotek verilen adreste fiilen&nbsp;aile&nbsp;konutu&nbsp;olarak ikamet edip etmedikleri, dolayısıyla da ipotek verilen taşınmazın ipotek tarihi itibariyle&nbsp;aile&nbsp;konutu&nbsp;vasfında olup olmadığı hususları netleştirilerek sonucuna göre karar vermekten ibarettir.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Yerel mahkeme gerekçeli kararında, ipotek tarihi itibariyle taşınmazda&nbsp;aile&nbsp;konutu&nbsp;şerhi&nbsp;bulunmadığından iyi niyetli üçüncü kişi olarak korunma görmesi gerektiği belirtilmişse de;&nbsp;aile&nbsp;konutuna&nbsp;yönelik sınırlandırma,&nbsp;aile&nbsp;konutu&nbsp;şerhi&nbsp;konulduğu için değil, zaten var olduğu için getirilmiştir. Bu sebeple tapuya&nbsp;aile&nbsp;konutu&nbsp;şerhi&nbsp;verilmese bile o konut&nbsp;aile&nbsp;konutu&nbsp;özelliğini taşır. Zira dava konusu taşınmaz şerh konulmasa da aile&nbsp;konutudur. Eş söyleyişle şerh konulduğu için&nbsp;aile&nbsp;konutu&nbsp;olmamakta, aksine&nbsp;aile&nbsp;konutu&nbsp;olduğu için şerh konulabilmektedir. Bu nedenle&nbsp;aile&nbsp;konutu&nbsp;şerhi&nbsp;konulduğunda, konulan şerh kurucu değil açıklayıcı şerh özelliğini taşımaktadır. Anılan madde hükmü ile getirilen sınırlandırma emredici niteliktedir. Bu durumda, taşınmazın&nbsp;aile&nbsp;konutu&nbsp;olduğunun sabit olması halinde tapuya konulan ipotek yönünden, işlem tarafı olan bankanın .. maddesi gereğince iyi niyetli üçüncü kişi olarak kabulü mümkün değildir. Dolayısıyla işlem tarafı olan davalı bankanın tapu siciline güven ilkesi kapsamında himaye görmesi söz konusu olmadığından, kararın hatalı gerekçe içeriği yönünden de kaldırılması gerekmiştir.”</em></p>



<p class="wp-block-paragraph">hükmü ile aile konutu şerhinin kurucu değil açıklayıcı bir şerh olduğu ve tapuda şerh bulunmasa dahi aile konutu vasfında olan bir taşınmazın aile konutunun sağladığı hukuki koruma kapsamı altında olacağı belirtilmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak tapuda şerh bulunmaması durumunda aile konutuna ilişkin itirazda bulunan, aile konutuna rağmen rızası hilafına tesis edilen işlemin iptalini talep eden eşin ispat yükü daha da ağırlaşmakta olup aile konutu şerhinin mahiyeti de önemlidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tapuda görünen şerhler ve beyanlar hak sahipleri açısından tam koruma sağlamaktadır. İyi niyetli üçüncü kişiler de tapuda yer alan aile konutu şerhine rağmen taşınmazı devraldıysa yahut şerhe rağmen taşınmaz üzerine ipotek tesis edildiyse diğer eşin söz konusu işlemlerin iptalini talep ederken davasını ispatı kolaylaşacaktır. Dolayısıyla bilhassa taşınmaz satın alırken tapu kayıtlarını incelemek büyük önem arz etmektedir. Tapuda yer alan şerhler ve beyanlara ilişkin detaylı bilgi için: <a href="https://birikkenhukuk.com.tr/gayrimenkul-hukuku/gayrimenkul-satin-alirken-tapuda-dikkat-edilmesi-gereken-serhler-ve-kisaltmalar/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">tıklayınız.</a></p>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity"/>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Aile Konutu Şerhi Nasıl Konulur?</strong></h2>



<p class="wp-block-paragraph">Aile konutu şerhi, eşlerden birinin aile konutunun mülkiyet hakkına sahip olması halinde gündeme gelebilmektedir. Mülkiyet dışında, intifa veya oturma hakkı gibi sınırlı ayni hak sahibi olunması halinde taşınmaz üzerinde aile konutu şerhi konulması mümkün değildir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Aile konutu şerhi, eşlerden birinin tapuya gerekli belgeleri sunması ve aile konutu şerhi konulmasını talep etmesi halinde konulabilmektedir. Görüleceği üzere malik olmayan eş de malik olan eşin onayına gerek olmaksızın talepte bulunabilmektedir. Yine gerekli olması halinde eşlerden biri Aile Mahkemelerine başvuruda bulunarak söz konusu taşınmazın aile konutu olduğunun tespiti ile bu hususta tapuya şerh konulmasını talep edebilmektedir. Yetkili mahkeme taşınmazın bulunduğu yer mahkemesidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tapu müdürlüğüne başvuru, Webtapu sistemi üzerinden veya ALO 181 hattını arayarak yapılmaktadır. Başvuru yapılırken <strong>“Konutun aile konutu olduğunu kanıtlayan muhtarlıktan-apartman yönetiminden-belediyeden-kadastrodan alınmış belge”</strong>nin ibrazı gerekmektedir. Konutun aile konutu olduğunu ispatlayabilmek için eşlerin birlikte yaşadığını gösterir ikametgah belgeleri, elektrik faturaları, evlilik cüzdanı gibi kayıtlar sunulabilmektedir. Ayrıca kimlik ve taşınmaz tapu bilgilerinin de belirtilmesi gerekmektedir.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Randevuya gidilirken başvurucu eşin evlilik cüzdanı, ikametgâh örnekleri, elektrik veya su faturalarının birer örneğinin ibrazı gerekebilmektedir. Bunun dışında başvuranın kimlik belgesini de ibraz etmesi zorunludur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Aile konutu şerhi konulması her türlü harç ve vergiden muaftır. Dolayısıyla aile konutu şerhi konulması işlemi ücretsizdir.</p>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity"/>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Aile Konutu Şerhi Nasıl Kaldırılır?</strong></h2>



<p class="wp-block-paragraph">Aile konutu şerhi, taşınmazın aile konutu vasfının ortadan kalkması neticesinde talep üzerine veya mahkeme kararı ile kaldırılabilmektedir. Belirtmek gerekir ki aile konutu şerhi mahkeme kararı ile konulmuşsa ancak mahkeme kararı ile kaldırılabilmektedir. Şayet eşlerden birinin talebi üzerine aile konutu şerhinin kaldırılması söz konusu oluyorsa da diğer eşin terkin işleminin iptali talebi ile itirazda bulunma hakkı mevcuttur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Aile konutu şerhinin kaldırılmasında her iki eşinde rızası bulunuyorsa, birlikte tapu müdürlüğüne başvuru yaparak aile konutu şerhinin kaldırılmasını talep edebileceklerdir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Eşlerin boşanmasına veya evliliğin iptaline karar verilmesi halinde, evlilik birliği sona ereceğinden, birlikte yaşanılan evin de aile konutu niteliğini kaybedeceği kabul edilmektedir. Bunun için boşanma kararının kesinleşmesi gerekmekle birlikte, mal rejimi tasfiyesi gündeme geleceğinden ancak mahkemece şerhin kaldırılması mümkün olabilmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Eşlerden birinin ölümü halinde konut, aile konutu vasfını kaybetmiş sayılacağından, mahkemeden aile konutu şerhinin kaldırılmasının talep edilmesi mümkündür.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Aile konutu vasfının hiç meydana gelmediği veya bir süre sonra aile konutu vasfının sona erdiği iddiasında bulunan kişi, aile konutu şerhinin terkini talebi ile dava ikame edebilecektir.</p>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity"/>



<h2 class="wp-block-heading">Sonuç</h2>



<p class="wp-block-paragraph">Aile konutu kavramı, eşlerin ortak yaşam alanını korumaya yönelik önemli bir hukuki güvencedir. Tapuya konulan aile konutu şerhi, özellikle taşınmazın tek eş adına kayıtlı olduğu durumlarda diğer eşin rızası olmaksızın satılması, devredilmesi, ipotek edilmesi gibi işlemlere karşı güçlü bir koruma sağlar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak aile konutu şerhi bulunmasa dahi, fiilen aile konutu olarak kullanılan bir taşınmaz için hukuk sistemimiz koruma sağlamaktadır. Yargı kararları da bu doğrultuda, şerhin kurucu değil açıklayıcı olduğunu açıkça ortaya koymuştur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bununla birlikte, ispat kolaylığı, üçüncü kişilere karşı koruma ve hak kayıplarının önlenmesi açısından şerhin tapuya işlenmesi büyük önem taşır. Aile konutu şerhi, yalnızca taşınmaz devrinde değil, miras paylaşımı, icra işlemleri ve mal rejimi tasfiyesi gibi birçok alanda da etkili hukuki sonuçlar doğurmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Her ne kadar aile konutu şerhi ücretsiz ve kolayca işlenebilen bir işlem olsa da, eksik ya da yanlış adımlarla yapılacak başvurular hak kaybına neden olabilir. Bu nedenle özellikle eşler arasında taşınmazın korunması hususunda bir tereddüt varsa, bir <strong>aile hukuku avukatına</strong> danışılması hakların tam korunması açısından yararlı olacaktır.</p>
<p><a href="https://birikkenhukuk.com.tr/aile-hukuku/aile-konutu-serhi/">Aile Konutu Şerhi</a> yazısı ilk önce <a href="https://birikkenhukuk.com.tr">Birikken Hukuk Bürosu - Av. Alperen Birikken</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://birikkenhukuk.com.tr/aile-hukuku/aile-konutu-serhi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Nafakanın Ödenmemesi Ve Tazyik Hapsi</title>
		<link>https://birikkenhukuk.com.tr/aile-hukuku/nafakanin-odenmemesi-ve-tazyik-hapsi/</link>
					<comments>https://birikkenhukuk.com.tr/aile-hukuku/nafakanin-odenmemesi-ve-tazyik-hapsi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Alperen Birikken]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Jun 2025 08:26:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Aile Hukuku]]></category>
		<category><![CDATA[Boşanma Avukatı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://birikkenhukuk.com.tr/?p=1468</guid>

					<description><![CDATA[<p>Nafaka, boşanma sebebiyle ekonomik güçlüğe düşecek olan taraf lehine mahkemece hükmedilen maddi yardım olarak nitelendirilmekte olup boşanma neticesinde maddi zorluğa düşecek olan tarafı korumak amacıyla düzenlenmiştir. Yine koruma kapsamında nafakanın ödenmemesi hali İcra ve İflas Kanunu kapsamında suç olarak düzenlenmiş ve tayzik hapsi gibi ciddi yaptırımlar öngörülmüş olup nafaka borçlusunu ödeme yapmaya yöneltmek hedeflenmiştir. Bu&#8230;&#160;<a href="https://birikkenhukuk.com.tr/aile-hukuku/nafakanin-odenmemesi-ve-tazyik-hapsi/" rel="bookmark">Daha fazlasını oku &#187;<span class="screen-reader-text">Nafakanın Ödenmemesi Ve Tazyik Hapsi</span></a></p>
<p><a href="https://birikkenhukuk.com.tr/aile-hukuku/nafakanin-odenmemesi-ve-tazyik-hapsi/">Nafakanın Ödenmemesi Ve Tazyik Hapsi</a> yazısı ilk önce <a href="https://birikkenhukuk.com.tr">Birikken Hukuk Bürosu - Av. Alperen Birikken</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Nafaka, boşanma sebebiyle ekonomik güçlüğe düşecek olan taraf lehine mahkemece hükmedilen maddi yardım olarak nitelendirilmekte olup boşanma neticesinde maddi zorluğa düşecek olan tarafı korumak amacıyla düzenlenmiştir. Yine koruma kapsamında nafakanın ödenmemesi hali İcra ve İflas Kanunu kapsamında suç olarak düzenlenmiş ve tayzik hapsi gibi ciddi yaptırımlar öngörülmüş olup nafaka borçlusunu ödeme yapmaya yöneltmek hedeflenmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu makalemiz ile nafakanın hukuki niteliği, nafaka türleri, ödenmeyen nafaka alacaklarının ne şekilde talep edilebileceği ve nafakanın ödenmemesi durumunda nafaka borçlusuna uygulanacak yaptırımın neler olduğu açıklanacaktır.</p>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity"/>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Nafaka Nedir?</strong></h2>



<p class="wp-block-paragraph">Boşanma veya ayrılık sürecinin yaratacağı etkilerden biri de eşlerin evlilik birliğinde birbirlerine sağladıkları maddi desteklerdir. Eşler, yollarını ayırdıklarında geçimlerini sağlamakta güçlüğe düşebilirler. Diğer yandan ekonomik olarak güçlüğe düşmeseler dahi müşterek çocuğun varlığı halinde bakım yükümlülüğünün ebeveynlerden birine bırakılması halinde diğerinin çocuğun bakımına maddi olarak destek olması gerekebilir. Bu gibi hallerde eşlerden birinin diğerine mahkeme kararı doğrultusunda ödemekle yükümlü olacağı maddi yardıma nafaka denmektedir.</p>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity"/>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Nafaka Türleri Nelerdir?</strong></h2>



<p class="wp-block-paragraph">Nafaka, Türk Medeni Kanunu kapsamında ayrıma tabi tutulmuştur. Boşanma veya ayrılık davasına bağlı olarak eşlerden birinin diğer eş veya müşterek çocuk lehine ödemesi gerekecek olan nafakanın dışında, boşanma haricinde, kişinin kanunen bakmakla yükümlü sayılacağı kimselerin o kişinin maddi desteğine ihtiyaç duyması halinde de talep edilebilecek olan nafaka türü özel olarak düzenlenmiştir. Bu yazımızda nafaka türlerine kısaca değinilecek olup nafaka davası ve nafaka türleri hakkında detaylı bilgi için: <a href="https://birikkenhukuk.com.tr/aile-hukuku/nafaka-davasi-ve-nafaka-cesitleri/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">tıklayınız.</a></p>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong><u>Tedbir Nafakası:</u></strong> Tedbir nafakası, boşanma veya ayrılık davası sürecinde, yargılama devam ederken, eşlerden biri tarafından boşanma nedeniyle yoksulluğa düşecek olan eş lehine veya velayet hakkı tedbiren kendisine verilmiş olan eş lehine ödemekle yükümlü olacağı nafakadır. Yargılamanın sona ermesiyle birlikte tedbir nafakası da sona erer.</li>



<li><strong><u>Yoksulluk Nafakası:</u></strong> Yoksulluk nafakası, eşlerden birinin boşanma veya ayrılık davası neticesinde, evlilik birliği içerisinde eşinde görmüş olduğu maddi desteğin kesilmesinin ardından geçimin sağlamakta zorluğa düşmesi sebebiyle lehine hükmedilen nafaka türüdür.</li>



<li><strong><u>İştirak Nafakası:</u></strong> Müşterek çocuğun bakımı, velayet hakkı boşanma davasının ardından eşlerden birine bırakılmaktadır. Kişisel ilişki günleri haricinde çocuk, karar gereği ebeveynlerinden biriyle birlikte yaşamaktadır. Bu nedenledir ki velayet hakkı kendisine bırakılmaya eşin, çocuğun bakımının gerektirdiği maddi ihtiyaçlara katılması maksadıyla iştirak nafakasına hükmedilmektedir.</li>



<li><strong><u>Yardım Nafakası:</u></strong> Yardım nafakası, boşanma davasından bağımsız bir nafaka türüdür. Kişinin kanunen bakmakla yükümlü sayılacağı kimselerin, anne, baba, kardeş, anneanne, babaanne, dede gibi, o kişinin yardımına muhtaç olması halinde talep üzerine hükmedilen nafaka türüdür.</li>
</ol>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity"/>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Nafaka Alacağı Nasıl Talep Edilir?</strong></h2>



<p class="wp-block-paragraph">Nafaka alacağına genellikle aylık olarak hükmedilmektedir. Nafaka borçlusunun, ödemekle yükümlü olduğu nafaka bedelini süresinde veya tam olarak ödememesi halinde, nafaka alacaklısının birikmiş nafaka alacağını talep etme hakkı doğmaktadır. İcra takibi yoluyla talep edilebilecek olan nafaka alacağı, türüne göre ilamlı icra takibi ve ilamsız icra takibi olarak ayrı yollarla talep edilebilmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tedbir nafakasına henüz boşanma veya ayrılık davası devam etmekteyken mahkeme tarafından oluşturulan ara karar ile hükmedilmektedir. Ara karar niteliği gereği bir ilam olmadığından, tedbir nafakası alacağı için ilamsız icra takibi yoluna başvurulmalıdır. İlamsız icra takibinde yetkili icra müdürlüğü nafaka borçlusunun yerleşim yeri yetkilidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yoksulluk ve iştirak nafakası ile boşanma veya ayrılık hükmünün kesinleşmesi ile birlikte doğan bir yükümlülük olup ilama bağlı alacaklardandır. Dolayısıyla ilamlı icra takibi yoluyla talep edilebilmektedir. İlamlı icra takiplerinde ülkede yer alan herhangi bir icra dairesinde takip başlatılması mümkündür.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gecikilen her ay için ayrı icra takibi başlatılabileceği gibi tek bir icra takibi ile birikmiş nafaka borcunun da tahsili talep edilebilir. Nafaka alacaklarında zamanaşımı olarak genel zamanaşımı süresi uygulanmakta olup geriye dönük 10 yıllık alacak talep konusu yapılabilmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İcra takibinin ardından nafaka borçlusuna ödeme emri tebliğ edilecektir. Tebliği takip eden 7 günlük yasal süre içerisinde ödeme yapılmaması veya takibe itiraz edilmemesi halinde takip kesinleşecek ve borçlunun malvarlığı üzerinde haciz uygulanabilecektir. Nafaka borçlusunun taşınmazlarına, araçlarına, banka hesaplarına, maaşına haciz uygulanabilmektedir. Nafaka alacaklarına özel olarak borçlunun emekli maaşına ve işsizlik maaşına da haciz uygulanması mümkündür.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Maaş haczi kural olarak kişinin maaşının ¼’üne uygulanabilmekle beraber güncel nafaka alacağı taleplerinde maaşın tamamına haciz uygulanması mümkündür. Birikmiş nafaka alacağının talep edilmesi halinde ise yine ¼ haciz uygulanacaktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yine güncel ve birikmiş nafaka alacaklarında haciz sırası farklılık göstermektedir. Güncel nafaka alacağına ilişkin haciz uygulandığında hacizde 1. sırada yer almaktadır. Birikmiş nafaka alacaklarında ise haciz sırası, genel kurala göre işlem görecektir.</p>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity"/>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Nafakanın Ödenmemesi Nedeniyle Tazyik Hapsi Cezası</strong></h2>



<p class="wp-block-paragraph">Nafaka borçlusunun, nafaka ödeme borcunu gereği gibi yerine getirmemesi hali, nafaka alacaklısının şikayetine tabi olmak kaydıyla, suç olarak düzenlenmiştir. <a href="https://www.mevzuat.gov.tr/MevzuatMetin/1.3.2004.pdf" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İcra ve İflas Kanunu</a>’nun 344. maddesinde yer alan düzenlemeye göre;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>“Nafakaya ilişkin kararların gereğini yerine getirmeyen borçlunun, alacaklının şikâyeti üzerine, üç aya kadar tazyik hapsine karar verilir. Hapsin tatbikine başlandıktan sonra kararın gereği yerine getirilirse, borçlu tahliye edilir.</em></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>Borçlunun, nafakanın kaldırılması veya azaltılması talebiyle dava açmış olması halinde, ileri sürdüğü sebepler göz önünde bulundurularak, tazyik hapsinin uygulanması bu davanın sonuna bırakılabilir.”</em></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Nafaka borçlusu aleyhine tayzik hapsi uygulanabilmesi birtakım şartlara bağlanmıştır. Öncelikle nafaka borcuna ilişkin icra takibi başlatılmışmış olması ve nafaka borcunun icra takibine rağmen ödenmemiş olması zorunludur. Nafaka borcunun ödenmemiş olması suçun oluşması için tek başına yeterli olmayacaktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yine icra takibinin başlatılmış olmasının yanında, nafaka alacaklısının ayrıca şikayette bulunması gerekmektedir. Nafaka borcunu ödememe suçu şikayete tabi olarak düzenlenmiş suçlardan olup mahkemece veya icra müdürlüğünce kendiliğinden dikkate alınmamaktadır. Şikâyet süresi 3 ay olarak öngörülmüştür. Nafakanın ödenmemesi üzerinden 3 ay geçmesi halinde bu borç yüzünden şikayette bulunulamayacaktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Nafaka borcunu ödememe suçu bakımından önem arz eden bir diğer husus ise tek bir aylık nafaka bedelinin ödenmemesi suçun oluşması için yeterli değildir. Bir diğer deyişle icra takibinin ardından son 3 aylık nafakanın ödenmemesi  halinde şikayetçi olunabilmektedir. Birikmiş nafaka alacaklarının takibe konu edilmesi halinde bu hüküm uygulanamamaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Koşulların oluşması halinde, şikayet üzerine yapılacak yargılama neticesinde, nafaka borçlusu aleyhine 3 aylık tayzik hapsine hükmedilecektir. Tayzik hapsi, kişinin adli siciline kaydedilmemektedir. 3 aylık tazyik hapsi hükmü, nafaka borcunu ortadan kaldırmamaktadır. Borçlu, tayzik hapsinde iken borcu devam etmekle birlikte, nafaka borcunun tamamını ödemesi halinde tahliye edilmesine karar verilecektir. Nafaka borcunun ödenmemesi durumunda ancak süre sonunda tahliyesi mümkün olacaktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Nafaka borcunun ödenmemesi suçu hususunda şikayet üzerine yargılama yapmakla görevli mahkeme icra ceza mahkemeleridir. Yetkili mahkeme ise icra müdürlüğünün bulunduğu yer mahkemesidir.</p>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity"/>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Sonuç</strong></h2>



<p class="wp-block-paragraph">Nafaka, yoksulluğa düşecek olan eş lehine, diğer eş tarafından ödenmesine hükmedilen maddi destektir. Yasa, yoksulluğa düşecek olan tarafı korumayı hedeflemiştir. Bu nedenle, nafaka alacaklarının tahsilini kolaylaştırmak ve nafaka borçlusunu, borcunu ödememekten caydırmak maksadıyla düzenlemeler getirilmiştir. Nafaka alacağı, icra takibi yoluyla talep edilebilmekte olup nafaka türüne göre takip türü de değişmekte olup bu hususa dikkat edilmesi gerekmektedir. Nafaka alacağı talepli icra takiplerinde haciz tatbikine ilişkin de bazı özel durumlar mevcut olup nafaka alacağının tahsiline öncelik verilmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Nafaka borcunun ödenmemesi suç olarak düzenlenmiş olup bu suçun oluşması da bir kısım koşullara tabidir. Ödeme yapılmaması halinde, nafaka alacaklısının icra takibi başlatması, bu takibin güncel nafaka borçlarına ilişkin olması, takibe rağmen son 3 aylık sürede nafaka borcunun ödenmemiş olması ve nafaka alacaklısının bu hususta süresi içerisinde şikayette bulunması gerekmektedir. Birikmiş nafaka alacaklarının takibe konu edilmesi halinde şikayetçi olunamamaktadır. Bu noktada icra takibi başlatılırken ve şikayet başvurusunda bulunurken hukuki destek almasında fayda vardır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Nafaka borcunun ödenmemesi suçunun koşulları oluştuğu takdirde, nafaka borçlusu aleyhine 3 aylık tayzik hapsine hükmedilecek olup talep edilen nafaka borcunun ödenmesi durumunda nafaka borçlusu süreyi beklemeksizin tahliye edilecektir.</p>
<p><a href="https://birikkenhukuk.com.tr/aile-hukuku/nafakanin-odenmemesi-ve-tazyik-hapsi/">Nafakanın Ödenmemesi Ve Tazyik Hapsi</a> yazısı ilk önce <a href="https://birikkenhukuk.com.tr">Birikken Hukuk Bürosu - Av. Alperen Birikken</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://birikkenhukuk.com.tr/aile-hukuku/nafakanin-odenmemesi-ve-tazyik-hapsi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hayata Kast, Pek Kötü Veya Onur Kırıcı Davranış Sebebiyle Boşanma Davası</title>
		<link>https://birikkenhukuk.com.tr/aile-hukuku/hayata-kast-pek-kotu-veya-onur-kirici-davranis-sebebiyle-bosanma-davasi/</link>
					<comments>https://birikkenhukuk.com.tr/aile-hukuku/hayata-kast-pek-kotu-veya-onur-kirici-davranis-sebebiyle-bosanma-davasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Alperen Birikken]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 26 Apr 2025 20:23:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Aile Hukuku]]></category>
		<category><![CDATA[Boşanma Avukatı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://birikkenhukuk.com.tr/?p=1276</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türk Medeni Kanunu kapsamında özel olarak düzenlenen boşanma sebeplerinden birisi de hayata kast, pek kötü muamele veya onur kırıcı davranış sebebiyle boşanmadır. Yasa maddesinde boşanmaya sebep olacak üç ayrı eylem düzenlenmiştir. Bu boşanma sebebi mutlak boşanma sebeplerinden olup yasada düzenlenen eylemlerden birinin meydana geldiği ispatlandığı takdirde evlilik birliğinin çekilmez hale gelip gelmediği irdelenmeksizin boşanmaya hükmedilebilecektir.&#8230;&#160;<a href="https://birikkenhukuk.com.tr/aile-hukuku/hayata-kast-pek-kotu-veya-onur-kirici-davranis-sebebiyle-bosanma-davasi/" rel="bookmark">Daha fazlasını oku &#187;<span class="screen-reader-text">Hayata Kast, Pek Kötü Veya Onur Kırıcı Davranış Sebebiyle Boşanma Davası</span></a></p>
<p><a href="https://birikkenhukuk.com.tr/aile-hukuku/hayata-kast-pek-kotu-veya-onur-kirici-davranis-sebebiyle-bosanma-davasi/">Hayata Kast, Pek Kötü Veya Onur Kırıcı Davranış Sebebiyle Boşanma Davası</a> yazısı ilk önce <a href="https://birikkenhukuk.com.tr">Birikken Hukuk Bürosu - Av. Alperen Birikken</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"><a href="https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuatmetin/1.5.4721.pdf">Türk Medeni Kanunu </a>kapsamında özel olarak düzenlenen boşanma sebeplerinden birisi de hayata kast, pek kötü muamele veya onur kırıcı davranış sebebiyle boşanmadır. Yasa maddesinde boşanmaya sebep olacak üç ayrı eylem düzenlenmiştir. Bu boşanma sebebi mutlak boşanma sebeplerinden olup yasada düzenlenen eylemlerden birinin meydana geldiği ispatlandığı takdirde evlilik birliğinin çekilmez hale gelip gelmediği irdelenmeksizin boşanmaya hükmedilebilecektir. Aşağıda hayata kast, pek kötü muamele ve onur kırıcı davranış eylemlerinin kapsamına, bu sebeplerle boşanma davası açılabilmesinin koşullarına ve bu eylemlerin boşanmanın fer’ileri üzerindeki etkilerine değinilecektir.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Hayata Kast, Pek Kötü Muamele veya Onur Kırıcı Davranış Kapsamındaki Eylemler</strong></h2>



<p class="wp-block-paragraph">Yasa maddesinde; <strong><em>“Eşlerden her biri diğeri tarafından hayatına kastedilmesi veya kendisine pek kötü davranılması ya da ağır derecede onur kırıcı bir davranışta bulunulması sebebiyle boşanma davası açabilir.” </em></strong>düzenlemesine yer verilmiş olup bu boşanma sebebinin hangi eylemleri kapsadığı açıkça belirtilmemiş olup her olay özelinde hakim tarafından değerlendirilmesi gerekmektedir. Yargıtay ve Bölge Adliye Mahkemesi içtihatları bu hususların değerlendirilmesinde yol gösterici niteliktedir.</p>



<h3 class="wp-block-heading">a) <strong>Hayata Kast</strong> Nedir?</h3>



<p class="wp-block-paragraph">Hayata kast, eşlerden birinin diğerini öldürmeyi amaçlayan eylemlerde bulunmasıdır. Diğer eşi zehirlemek, hayati önem arz eden bir durumda kasten diğer eşin hayatının kurtulmasına yönelik eylemlerden kaçınma, diğer eşi silahla öldürmeye kast etmek, intihara teşvik etmek gibi eylemler hayata kast olarak değerlendirilebilecektir. Eylemlerin tamamlanması önem arz etmemekte olup öldürmeye yönelik eylemlere hazırlık yapılması da bu kapsamda değerlendirilmektedir. Bu hususta önem arz eden öldürme kastıdır.</p>



<ol style="list-style-type:lower-alpha" class="wp-block-list"></ol>



<p class="wp-block-paragraph">Öldürmeye yönelik eylemler mutlaka kasıtlı olarak gerçekleştirilmelidir. Taksirle gerçekleşen eylemler bu kapsamda boşanma sebebi olarak kabul görmeyecektir.</p>



<h3 class="wp-block-heading">b) <strong>Pek Kötü Muamele Nedir? </strong></h3>



<p class="wp-block-paragraph">Pek kötü muamele, eşlerden birinin diğerinin beden bütünlüğüne veya sağlığına zarar vermeye yönelik saldırıları kapsar. Eşe eziyet edilmesi, eşin eve kitlenmesi ve aç bırakılması, eşin ters ilişkiye zorlanması gibi eylemler pek kötü muamele olarak değerlendirilmektedir. Pek kötü muamele kapsamında dikkat edilmesi gereken husus ise, kötü muamelede bulunan eşin bu eylemleri kasten yapması gerekmektedir.</p>



<h3 class="wp-block-heading">c) <strong>Onur Kırıcı Davranış</strong> Nedir? </h3>



<p class="wp-block-paragraph">Onur kırıcı davranış, yasa maddesinde <em>ağır derecede onur kırıcı davranış</em> olarak nitelendirilmiştir. Bu kapsamdaki davranışların ağırlığı mahkemece her olay özelinde ayrıca değerlendirilecektir. Bu boşanma nedeninde onur kırıcı davranışa maruz kalan eşin gurur ve haysiyeti gözetilmiştir. Eşlerden birinin diğerine başkasıyla ilişkisi olduğuna ilişkin yalan bilgi yaymak gibi iftira atması, itibarını zedelemesi, toplum içinde küçük düşürmesi gibi eylemler onur kırıcı davranış olarak değerlendirilmektedir.</p>



<ol style="list-style-type:lower-alpha" class="wp-block-list"></ol>



<p class="wp-block-paragraph">Önemle belirtmek gerekir ki her onur kırıcı davranış bu kapsamda boşanma sebebi olarak değerlendirilmemekte, söz konusu davranışın <em>“ağır”</em> nitelikte olması gerekmektedir. Ağır nitelikte olmayan ve fakat onur kırıcı olan ve evliliğin devamına etki eden davranışlar söz konusu olduğunda <strong><u><a href="https://birikkenhukuk.com.tr/aile-hukuku/evlilik-birliginin-temelinden-sarsilmasi-sebebiyle-bosanma-davasi-siddetli-gecimsizlik/">evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle boşanma davası </a></u></strong> açmak mümkündür.</p>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity"/>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Hayata Kast, Pek Kötü veya Onur Kırıcı Davranış Sebebiyle Boşanmanın Koşulları</strong></h2>



<p class="wp-block-paragraph">Hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış sebebiyle boşanma Türk Medeni Kanunu’nun 162. maddesinde düzenlenmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>“Eşlerden her biri diğeri tarafından hayatına kastedilmesi veya kendisine pek kötü davranılması ya da ağır derecede onur kırıcı bir davranışta bulunulması sebebiyle boşanma davası açabilir.</em></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>Davaya hakkı olan eşin boşanma sebebini öğrenmesinden başlayarak altı ay ve her hâlde bu sebebin doğumunun üzerinden beş yıl geçmekle dava hakkı düşer.</em></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>Affeden tarafın dava hakkı yoktur.”</em></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Özel ve mutlak nitelikte olan bu boşanma sebebi uyarınca, yasada yer alan davranışların varlığı boşanma için yeterli olup bu davranışların evliliği çekilmez hale getirmesine gerek yoktur.</p>



<h3 class="wp-block-heading">a. <strong><u>Yasada yer alan davranışlardan birisi gerçekleşmelidir.</u></strong></h3>



<p class="wp-block-paragraph">Boşanma davası açacak olan eşin, diğer eş tarafından hayatına kast edilmiş, kendisine pek kötü muamelede bulunulmuş veya ağır derecede onur kırıcı davranışta bulunulmuş olması gerekmektedir. Yukarıda her bir eylemin kapsamı detaylı olarak açıklanmakla birlikte özetlemek gerekirse;</p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Hayata kast, eşlerden birinin diğerini öldürmeye yönelik davranışta bulunması, öldürmek maksadıyla eylemlere hazırlık yapması durumudur.</li>



<li>Pek kötü muamele, eşlerden birinin diğerinin fiziksel bütünlüğüne ve sağlığına karşı saldırıda bulunmasıdır.</li>



<li>Ağır nitelikte onur kırıcı davranış ise eşlerden birinin diğerinin onurunu ağır derecede zedeleyecek davranışlarda bulunmasıdır.</li>
</ul>



<h3 class="wp-block-heading">b. <strong>Söz konusu davranışın kasten yapılması gerekmektedir.</strong></h3>



<p class="wp-block-paragraph">Boşanmaya konu eylemin kasten gerçekleşmesi gerekmektedir. Ayırt etme gücü yerinde olmayan veyahut kastı bulunmayan eşin davranışları boşanma kapsamında değerlendirilmeyecektir. Eşin, taksirle eşinin hayatına kast etmesi, eşinin onurunu kırmak maksadı taşımayan yanlış anlaşılmadan doğan eylemler boşanmaya sebep olmayacaktır.</p>



<h3 class="wp-block-heading">c. <strong><u>Davanın, boşanmaya konu eylemin öğrenilmesinden itibaren 6 ay içerisinde açılması gerekmektedir.</u></strong></h3>



<p class="wp-block-paragraph">Yasanın 2. fıkrasında da belirtildiği üzere; hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış sebebiyle boşanma davası açılabilmesi hak düşürücü süreye tabi tutulmuştur. Hükme göre boşanma davasının “boşanmaya konu eylemin öğrenilmesinden itibaren 6 ay ve herhalde eylemin gerçekleşmesinden itibaren 5 yıl içerisinde” açılması gerekmektedir. Hak düşürücü süre mahkemece re’sen dikkate alınmakta ve süresi içerisinde açılmayan boşanma davası reddedilmektedir.</p>



<h3 class="wp-block-heading">d. <strong><u>Boşanmaya konu davranış affedilmemiş olmalıdır.</u></strong></h3>



<p class="wp-block-paragraph">Hayatına kast edilen, pek kötü veya onur kırıcı davranışa maruz kalan eşin bu eylemleri affetmemiş olması gerekmektedir. Affeden eşin dava açma hakkı bulunmadığı hükümde açıkça ifade edilmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Affetme, açık veya örtülü davranışlarla gerçekleşebilir. Hayatına kast edilen veya kötü muameleye, onur kırıcı davranışa maruz kalan eşin bu eylemleri bilmesine rağmen evliliğe devam ediyor olması, bu davranışlara rağmen yıldönümü kutlamaları, sevgi içerikli mesajlar gibi eylemlerle eşine sevgi ve yakınlık göstermesi sebepleriyle eşini affetmiş olduğu kabul edilecektir.</p>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity"/>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Hayata Kast, Pek Kötü veya Onur Kırıcı Davranışın İspatı ve Deliller</strong></h2>



<p class="wp-block-paragraph">Hayata kast, pek kötü muamele veya onur kırıcı davranış mutlak boşanma sebebidir; bu davranışların gerçekleşmesi ve ispatı boşanma için yeterlidir. Ayrıca bu davranışlar sebebiyle evliliğin çekilmez hale geldiğinin ispatı gerekmemektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tüm davranışlar açısından tanık beyanları, mesajlaşma içerikler, ses ve görüntü kayıtları, sosyal medya paylaşımları, hastane kayıtları delil olarak kabul edilmektedir. Hayata kast özelinde belirtmek gerekirse adli tıp raporları, soruşturma veya kovuşturma dosyası, ifade tutanakları, kamera kayıtları gibi deliller ispata elverişli olacaktır. Onur kırıcı davranışın ağırlığını nitelendirebilmek adına mağdur eşin psikiyatri veya psikolog raporları da ispat kolaylığı sağlayacaktır.</p>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity"/>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Hayatına Kastedilen veya Onur Kırıcı-Pek Kötü Davranışa Maruz Kalan Eşin Tazminat ve Nafaka Talebi</strong></h2>



<p class="wp-block-paragraph">Boşanma sebebiyle maddi veya manevi olarak zarara uğrayan eşin tazminat talebinde bulunması mümkündür. Maddi tazminat boşanma sebebiyle eşlerden birisinin ekonomik olarak kayba uğraması, manevi tazminat ise boşanmaya sebep olan olayların eşlerden birinin kişilik haklarına saldırı niteliğinde olması halinde gündeme gelmektedir. Yine boşanma sebebiyle yoksulluğa düşecek olan eşin diğer eşten nafaka talep etmesi de mümkündür.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Nafaka ile maddi ve manevi tazminat taleplerine hükmedilirken, boşanmaya sebep olan olaylardaki eşlerin kusur durumu önem taşır. Lehine nafaka veya tazminata hükmedilecek olan eşin boşanmaya sebep olan olaylarda daha az kusurlu veya kusursuz olması gerekmektedir. Ağır kusurlu eşin nafaka ve tazminat hakkı bulunmamaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış sebebiyle boşanma davasında bu davranışları gerçekleştiren eşin genellikle daha ağır kusurlu olduğu hatta tam kusurlu olduğu görülmektedir. Dolayısıyla bu davranışlara maruz kalan eşin, diğer koşulların da varlığı halinde, nafaka ve maddi ve manevi tazminat talebinde bulunması mümkündür.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Eşinin hayatına kast eden, eşine pek kötü veya onur kırıcı davranışlarda bulunan eşin ise daha ağır kusurlu olduğunu kabulü söz konusu olacağından maddi gücü ve diğer koşullara bakılmaksızın nafaka ve tazminat talepleri reddedilecektir.</p>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity"/>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Eşinin Hayatına Kast Eden veya Onur Kırıcı Davranışlar Sergileyen Eş Velayet Hakkına Sahip Olabilir Mi?</strong></h2>



<p class="wp-block-paragraph">Boşanma davalarında müşterek çocuğun velayet hakkı değerlendirilirken çocuğun üstün yararı öncelikli olarak gözetilmektedir. Boşanmaya sebep olan olaylarda eşlerin kusur durumu velayet hakkına etki etmemektedir. Ancak çocuğu psikolojik ve fiziksel gelişimi, sosyal ekonomik düzeyi gözetilerek ebeveynlerden hangisinin daha korunaklı ve sağlıklı bir bakım sağlayacağı değerlendirilmektedir. Dolayısıyla hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış sebebiyle boşanma davasında kusurlu eşin doğrudan velayet hakkını kaybedeceğini söylemek hatalı olacaktır. Boşanmaya sebep olan olaylar müşterek çocuğun gelişimi ve güvenliği açısından risk taşıyorsa, velayetin olumsuz davranışlarda bulunmayan eşe verilmesi daha uygun olacaktır.</p>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity"/>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Boşanmada Görevli ve Yetkili Mahkeme</strong></h2>



<p class="wp-block-paragraph">Boşanma davaları aile hukukundan kaynaklanan davalar olup görevli mahkeme Aile Mahkemeleridir. Yetkili mahkeme ise eşlerden birinin yerleşim yeri veyahut eşlerin birlikte en son 6 aydan uzun süre ikamet ettikleri yer mahkemesidir.</p>
<p><a href="https://birikkenhukuk.com.tr/aile-hukuku/hayata-kast-pek-kotu-veya-onur-kirici-davranis-sebebiyle-bosanma-davasi/">Hayata Kast, Pek Kötü Veya Onur Kırıcı Davranış Sebebiyle Boşanma Davası</a> yazısı ilk önce <a href="https://birikkenhukuk.com.tr">Birikken Hukuk Bürosu - Av. Alperen Birikken</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://birikkenhukuk.com.tr/aile-hukuku/hayata-kast-pek-kotu-veya-onur-kirici-davranis-sebebiyle-bosanma-davasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Nafakanın Artırılması Davası</title>
		<link>https://birikkenhukuk.com.tr/aile-hukuku/nafakanin-artirilmasi-davasi/</link>
					<comments>https://birikkenhukuk.com.tr/aile-hukuku/nafakanin-artirilmasi-davasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Alperen Birikken]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 23 Apr 2025 20:12:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Aile Hukuku]]></category>
		<category><![CDATA[Boşanma Avukatı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://birikkenhukuk.com.tr/?p=1272</guid>

					<description><![CDATA[<p>Nafaka türleri Türk Medeni Kanunu kapsamında düzenlenmiş olup kişinin gerek boşanma neticesinde gerekse de bakmakla yükümlü olduğu kabul edilen kişilere talep ve mahkeme kararı üzerine ödediği maddi yardım olarak özetlenebilecektir. Nafaka çeşitleri ve nafaka talepli davalar için Nafaka Davası ve Nafaka Çeşitleri başlıklı yazımızı okuyabilirsiniz. Nafaka yükümlülüğü kişiye ancak mahkeme kararı ile hükmedilebilmektedir. Mahkemece tarafların&#8230;&#160;<a href="https://birikkenhukuk.com.tr/aile-hukuku/nafakanin-artirilmasi-davasi/" rel="bookmark">Daha fazlasını oku &#187;<span class="screen-reader-text">Nafakanın Artırılması Davası</span></a></p>
<p><a href="https://birikkenhukuk.com.tr/aile-hukuku/nafakanin-artirilmasi-davasi/">Nafakanın Artırılması Davası</a> yazısı ilk önce <a href="https://birikkenhukuk.com.tr">Birikken Hukuk Bürosu - Av. Alperen Birikken</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Nafaka türleri Türk Medeni Kanunu kapsamında düzenlenmiş olup kişinin gerek boşanma neticesinde gerekse de bakmakla yükümlü olduğu kabul edilen kişilere talep ve mahkeme kararı üzerine ödediği maddi yardım olarak özetlenebilecektir. Nafaka çeşitleri ve nafaka talepli davalar için <strong><a href="https://birikkenhukuk.com.tr/aile-hukuku/nafaka-davasi-ve-nafaka-cesitleri/">Nafaka Davası ve Nafaka Çeşitleri </a></strong>başlıklı yazımızı okuyabilirsiniz. Nafaka yükümlülüğü kişiye ancak mahkeme kararı ile hükmedilebilmektedir. Mahkemece tarafların sosyal ve ekonomik durumları, günün koşulları ve yaşları itibariyle ihtiyaç durumları değerlendirilerek nafakaya ve nafaka miktarına hükmedilmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Günün koşullarında meydana gelen sosyal ve ekonomik sebeplerle ilerleyen zamanlarda nafaka miktarının nafaka alacaklısının geçimine yetmemeye başladığı noktada nafakanın artırılması talep edilebilecektir. Nafakanın artırılmasına ilişkin koşullar ve hukuki süreç bu yazımızda detaylı olarak incelenecektir.</p>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity"/>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Nafaka Nedir?</strong></h2>



<p class="wp-block-paragraph">Türk Medeni Kanunu kapsamında 4 ayrı nafaka türü belirlenmiştir.</p>



<h3 class="wp-block-heading">a. <strong>Tedbir Nafakası</strong></h3>



<p class="wp-block-paragraph">Boşanma davası açılması ile birlikte eşlerin müşterek konuttan ayrılması ve hayatlarını ayrı şekilde idame ettirmeleri hususu gündeme gelmektedir. Varsa müşterek çocuk, boşanma davası devam ederken tedbiren eşlerden biri ile birlikte yaşamaya başlamakta ve genel anlamda müşterek çocukla birlikte yaşayan eş çocuğun bakım ve sorumluluğunu üstlenmektedir. Evlerin ayrılması neticesinde, henüz yargılama devam ederken, eşlerden birinin maddi durumunda azalma söz konusu olabilecektir. Kural olarak boşanmadan kaynaklanan yoksulluk nafakası yükümlülüğünde eşlerin boşanmaya sebep olan olaylardaki kusur durumları incelenmekteyse de, yargılamaların uzun sürmesi, boşanma sebebiyle eşlerden birinin maddi durumunda azalma meydana gelmesi sebebiyle yoksulluk nafakasına yargılama süresince tedbiren hükmedilebilmektedir. Yine yargılama sürecinde müşterek çocuğun bakımını üstlenmemiş olan eş, müşterek çocuğun ihtiyaçlarının karşılanması maksadıyla iştirak nafakasına da tedbiren hükmedilmesi gündeme gelebilecektir. Yargılama sürecinde hükmedilen nafakaya tedbir nafakası denmektedir.</p>



<h3 class="wp-block-heading">b. <strong>Yoksulluk Nafakası</strong></h3>



<p class="wp-block-paragraph">Yoksulluk nafakası Türk Medeni Kanunu’nun 175. Maddesinde düzenlenmiş olup boşanma sebebiyle yoksulluğa düşecek olan, maddi gücünde azalma meydana gelecek olan eş tarafından, diğer eşin maddi gücü de dikkate alınarak talep edebileceği nafaka türüdür. Yoksulluk nafakasına hükmedilebilmesi için, nafaka alacaklısı eşin boşanma sebeplerinde diğer eşten daha az kusurlu olması gerekmekte, aksi halde nafakaya hükmedilmemektedir.</p>



<h3 class="wp-block-heading">c. <strong>İştirak Nafakası</strong></h3>



<p class="wp-block-paragraph">Boşanma neticesinde müşterek çocuğun velayet hakkı eşlerden birine bırakılmaktadır. Eşlerin boşanmadaki kusur durumlarından bağımsız olarak çocuğun üstün yararı gereği velayet hakkı kendisine bırakılmayan eş, çocuğun bakım ve masraflarına katılmak maksadıyla çocuk lehine iştirak nafakası ödemekle yükümlü olacaktır.</p>



<h3 class="wp-block-heading">d. <strong>Yardım Nafakası</strong></h3>



<p class="wp-block-paragraph">Yardım nafakası, kişinin yasadan kaynaklanan bakım yükümlülüğü kapsamında ödemekle yükümlü tutulabileceği maddi destek niteliğindedir. Yardım nafakası boşanma davasından bağımsız nitelikte bir nafaka türü olup kişinin üst soyu, alt soyu veya kardeşleri tarafından talep edilebilmektedir. Yardım nafakasının talep edilebilmesi için talep edenin, nafaka talep edilen kişinin maddi desteği olmadığı takdirde yoksulluğa düşecek olması, nafaka talep edilen kişinin yardımına muhtaç durumda olması gerekmektedir.</p>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity"/>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Nafaka Artırım Davasının Koşulları Nelerdir?</strong></h2>



<p class="wp-block-paragraph">Nafakaya ancak mahkeme kararıyla hükmedilebilmektedir. Nafaka talep edilen davalarda hakim, tarafların maddi güçlerini, sosyal ve ekonomik durumlarını ve ekonomik koşulları göz önünde bulundurarak hakkaniyet çerçevesinde nafaka miktarına hükmetmektedir. Nafakanın, sona erme koşulları oluşmadığı takdirde, uzun süreli ve aylık ödeme şeklinde hükmedilen bir yükümlülük türü olduğu da göz önünde bulundurulduğunda <strong><u>ve talep halinde</u></strong>, yıllık olarak artırılmasına da hükmedilebilmektedir. Nafaka artış oranının talep edilmemesi durumunda mahkemece re’sen artış oranı belirlenmeyeceğine dikkat edilmelidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Nafaka artırım oranı genellikle ÜFE veya TÜFE oranı olarak tespit edilmektedir. Mahkemenin artışa ilişkin sabit oran belirlemesi de mümkündür. Artırım oranına hükmedildiği takdirde nafaka ödeme başlangıcından itibaren 1 yılın dolması itibariyle nafaka miktarı kendiliğinden artırılacak ve her yıl sonunda artmaya devam edecektir. Ancak zaman zaman bu artırım oranı değişen koşullar karşısında az kalabilmektedir. Bu durumda nafaka alacaklısı tarafından nafakanın artırılması talep edilebilecektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yoksulluk nafakasının düzenlendiği TMK 176. Maddesinin 4 fıkrasında; <em>“Tarafların malî durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği hâllerde iradın artırılması veya azaltılmasına karar verilebilir.”</em> hükmü öngörülmüştür.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yine iştirak nafakasına ilişkin TMK m. 331’de ise; <em>“Durumun değişmesi hâlinde hâkim, istem üzerine nafaka miktarını yeniden belirler veya nafakayı kaldırır.”</em> hükmü düzenlenmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Nafakanın artırılması davası, tarafların gelir ve gider durumlarının değişmesi, mali desteğin ülkede meydana gelen ekonomik koşullar gereği yeter nitelikte olmayışı gibi sebeplerle açılabilmektedir.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong><u>A.Tarafların ekonomik durumlarında meydana gelen değişiklikler sebebiyle nafakanın artırılması talebi</u></strong></h3>



<p class="wp-block-paragraph">Nafaka miktarının, nafaka alacaklısının geçimi için ihtiyacı olan miktarın altında kalması, nafaka alacaklısının işini kaybetmesi, ihtiyaçlarının artması veyahut nafaka borçlusunun gelirinin ve dolayısıyla nafaka ödeme gücünün artış göstermesi gibi hallerde nafakanın artırılması talep edilebilecektir. Bu hususta nafakanın artırılması talebi üzerine mahkeme Sosyal Ekonomik Durum Raporu düzenlenmesini sağlar ve tarafların güncel maaş miktarları ve ihtiyaçları ile geçimine yeter aylık miktarı hakkaniyet ve mali güçler oranında değerlendirerek nafaka miktarını tespit edecektir.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong><u>B.Hakkaniyet gereği nafakanın artırılması</u></strong></h3>



<p class="wp-block-paragraph">Nafaka alacaklısının aldığı nafaka miktarının ve bu nafaka miktarından kaynaklı alım gücünün enflasyon oranının karşısında erimesi halinde de nafakanın artırılması talep edilebilmektedir. İştirak nafakası özelinde çocuğun yaşı ve ihtiyacı göz önünde bulundurularak nafaka miktarına hükmedilmekle birlikte çocuğun büyümesi ile ihtiyaçlarının da büyüdüğü kabul edilmektedir. Çocuğun ihtiyaçlarının artması da hakkaniyet gereği nafaka miktarının artırılmasını talep etme sebebini oluşturmaktadır.</p>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity"/>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Nafaka Artırım Davası Ne Zaman Açılmalıdır?</strong></h2>



<p class="wp-block-paragraph">Nafaka artırım davası koşulların oluştuğu ve nafaka yükümlülüğünün devam ettiği her zaman açılabilmektedir. Ancak belirtmek gerekir ki nafaka yükümlülüğüne ilişkin hükmün kesinleşmesinin hemen ardından açılan nafaka artırım davalarının reddedilmesi gündeme gelebilmektedir. Bu nedenle nafaka miktarının yeter nitelikte olup olmadığı hususunun değerlendirilebilmesi için nafaka artırım davasının kesinleşmeden itibaren en az bir yıllık süre geçtikten sonra açılmasında fayda vardır</p>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity"/>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Nafaka Artırımı Geriye Dönük İstenebilir Mi?</strong></h2>



<p class="wp-block-paragraph">Nafakanın artırılması talepli dava günün koşullarının gerektirmesi halinde her zaman açılabilmektedir. Mahkemece takdir edilen nafaka miktarı ancak dava tarihi itibariyle geçerli olmak üzere tespit olunabilmektedir. Dava tarihinden öncesi için artırım talep edilmesi mümkün olmayacaktır. Dava tarihi ile karar tarihi arasında eski nafaka miktarı geçerli olacak, kararın verilmesinin ardından nafaka yükümlüsü, dava tarihi ile karar tarihi arasında geçe süre için bakiye nafaka miktarını ödemekle yükümlü olacaktır.</p>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity"/>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Boşanma Davası Devam Ederken Nafakanın Artırılması Nasıl Talep Edilebilir?</strong></h2>



<p class="wp-block-paragraph">Nafakanın artırılması davasına ilişkin düzenlemeler TMK 176 ve 331. maddeleri doğrultusunda yoksulluk ve iştirak nafakasına ilişkindir. Boşanma davası devam ederken talep edilen ve hükmedilen nafaka türü tedbir nafakası olarak isimlendirilmiş olup ancak boşanma davasının kesinleşmesinin ardından yoksulluk ve iştirak nafakası olarak devam edebilmektedir. Dolayısıyla yargılamanın devam ettiği süreçte nafaka miktarına hükmedecek olan boşanma davasına bakmakla yükümlü olan mahkemedir. Nafakanın artırılması talebiyle ayrı bir dava açılması halinde derdestlik gündeme gelecek ve dolayısıyla davanın reddine karar verilecektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak yargılamanın uzun yıllar sürmesi ve istinaf ve temyiz süreçleri de dikkate alındığında nafaka alacaklısı eş ve müşterek çocuklar lehine tedbir nafakasında artırım yapılması yargılamayı görmekte olan mahkemeden talep edilebilmektedir.</p>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity"/>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Anlaşmalı Boşanmadan Sonra Nafaka Artırımı Talep Edilebilir Mi?</strong></h2>



<p class="wp-block-paragraph">Anlaşmalı boşanma davasında eşlerin boşanma ile boşanmanın ferileri hususunda anlaşma sağlamaları gerekmekte, bu anlaşma iradelerini hakim önünde sözlü olarak da beyan etmeleri gerekmektedir. Bu halde hakim boşanmaya ve ferilerine tarafların iradeleri doğrultusunda karar vermektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Boşanmanın ferilerinden birisi de nafakadır. Anlaşmalı boşanma davası kapsamında taraflar; nafaka alacaklısı, nafaka yükümlüsü, nafaka miktarı ve nafakanın ne şekilde ödeneceği, nafaka artırım oranı gibi hususları açıkça beyan ve kabul etmelidirler. Anlaşmalı boşanma davasına ilişkin detaylı bilgi için: <a href="https://birikkenhukuk.com.tr/aile-hukuku/anlasmali-bosanma-davasi/">tıklayınız.</a></p>



<p class="wp-block-paragraph">Tarafların kendi iradeleri ile tespit etmiş oldukları nafaka miktarında değişiklik yapılması, artırılması veya azaltılması hususlarında talepte bulunup bulunamayacakları soru işareti oluşturmaktadır.</p>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity"/>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Nafakanın Artırılması Davasında Görevli ve Yetkili Mahkeme</strong></h2>



<p class="wp-block-paragraph">Nafaka talepli davalar aile hukukunun konusunu oluşturmakta olup aile hukukundan doğan uyuşmazlıklara bakmakla görevli mahkeme Aile Mahkemeleridir. Aile mahkemesinin bulunmadığı yerde aile mahkemesi sıfatıyla Asliye Hukuk Mahkemeleri görevlidir. Nafakanın artırılması davasında yetkili Aile Mahkemesi ise nafaka alacaklısının yerleşim yeri mahkemesi yetkili olacaktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"></p>
<p><a href="https://birikkenhukuk.com.tr/aile-hukuku/nafakanin-artirilmasi-davasi/">Nafakanın Artırılması Davası</a> yazısı ilk önce <a href="https://birikkenhukuk.com.tr">Birikken Hukuk Bürosu - Av. Alperen Birikken</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://birikkenhukuk.com.tr/aile-hukuku/nafakanin-artirilmasi-davasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Suç İşleme Ve Haysiyetsiz Yaşam Sürme Nedeniyle Boşanma Davası</title>
		<link>https://birikkenhukuk.com.tr/aile-hukuku/suc-isleme-ve-haysiyetsiz-yasam-surme-nedeniyle-bosanma-davasi/</link>
					<comments>https://birikkenhukuk.com.tr/aile-hukuku/suc-isleme-ve-haysiyetsiz-yasam-surme-nedeniyle-bosanma-davasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Alperen Birikken]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 28 Mar 2025 21:00:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Aile Hukuku]]></category>
		<category><![CDATA[Boşanma Avukatı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://birikkenhukuk.com.tr/?p=1208</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türk Medeni Kanunu kapsamında boşanma sebepleri düzenlenmiş olup bu sebepler nisbi ve mutlak boşanma sebepleri olarak ayrıma tabi tutulmuştur. Yasada düzenlenen boşanma sebeplerinden birisi de suç işleme ve haysiyetsiz yaşam sürme nedeniyle boşanmadır. Bu boşanma sebebi nisbi boşanma sebeplerinden olup eşlerden birinin suç işlemesi veya haysiyetsiz yaşam sürmesi yeterli olmayıp bu eylemlerin diğer eş açısından&#8230;&#160;<a href="https://birikkenhukuk.com.tr/aile-hukuku/suc-isleme-ve-haysiyetsiz-yasam-surme-nedeniyle-bosanma-davasi/" rel="bookmark">Daha fazlasını oku &#187;<span class="screen-reader-text">Suç İşleme Ve Haysiyetsiz Yaşam Sürme Nedeniyle Boşanma Davası</span></a></p>
<p><a href="https://birikkenhukuk.com.tr/aile-hukuku/suc-isleme-ve-haysiyetsiz-yasam-surme-nedeniyle-bosanma-davasi/">Suç İşleme Ve Haysiyetsiz Yaşam Sürme Nedeniyle Boşanma Davası</a> yazısı ilk önce <a href="https://birikkenhukuk.com.tr">Birikken Hukuk Bürosu - Av. Alperen Birikken</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Türk Medeni Kanunu kapsamında boşanma sebepleri düzenlenmiş olup bu sebepler nisbi ve mutlak boşanma sebepleri olarak ayrıma tabi tutulmuştur. Yasada düzenlenen boşanma sebeplerinden birisi de suç işleme ve haysiyetsiz yaşam sürme nedeniyle boşanmadır. Bu boşanma sebebi nisbi boşanma sebeplerinden olup eşlerden birinin suç işlemesi veya haysiyetsiz yaşam sürmesi yeterli olmayıp bu eylemlerin diğer eş açısından evliliğin devam etmesini engelleyecek boyutta olması gerekmektedir. Aşağıda suç işleme ve haysiyetsiz yaşam sürme kavramları kapsamında değerlendirilebilecek eylemlerin neler olduğunu, bu nedenlere dayalı olarak boşanma davası açılabilmesinin koşullarını, bu eylemlerin boşanmanın fer’ileri olan nafaka, tazminat ve velayet üzerindeki etkilerini detaylı olarak inceleyeceğiz.</p>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity"/>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>“Suç İşleme” Kapsamındaki Eylemler</strong></h2>



<p class="wp-block-paragraph">Yasada yer alan düzenlemede “suç işleme” sebebine dayalı olarak boşanma davası açılabilmesinin hangi suçlar kapsamında değerlendirileceği açıkça belirtilmemiş, bu eylemler içtihatlarla belirlenmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Her türlü suç bu kapsamda değerlendirilmemekte, suçun “küçük düşürücü suç” niteliğinde olması aranmaktadır. Küçük düşürücü suçlar toplumun ahlaki değerleri çerçevesinde değerlendirilmektedir. Örneğin; cinsel taciz, zimmet, irtikap, hırsızlık, dolandırıcılık küçük düşürücü suçlar olarak bilinmekte ve değerlendirilmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Söz konusu suçun kasten işlenmiş olması, suça konu eylemin Türk Ceza Kanunu kapsamından düzenlenen hukuka uygunluk nedenleri doğrultusunda işlenmemiş olması gerekmektedir. Kural olarak ceza mahkemesi kararları hukuk mahkemesi kararlarını etkilememekteyse de, ceza mahkemesinde fiilin oluşuna, suçun varlığına ve suça konu eylemlerin kim tarafından gerçekleştirildiği hususundaki tespitler hukuk mahkemesi hakimi tarafından da dikkate alınmaktadır. Uygulamada da kişi hakkındaki ceza mahkemesi kararının kesinleşmesinin beklendiği görülmektedir.&nbsp;</p>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity"/>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>“Haysiyetsiz Yaşam Sürme” Kapsamındaki Eylemler</strong></h2>



<p class="wp-block-paragraph">“Haysiyetsiz yaşam sürme” kapsamındaki eylemler, kişilerin onur ve şerefini toplum nezdinde zedeleyebilecek, toplumun ahlaki değerlerine aykırı nitelikte eylemlerin bir yaşam tarzı şeklinde belirlenmesi olarak değerlendirilmektedir. Yine yasada açıkça belirtilmeyen bu eylemler içtihatlar doğrultusunda belirlenmekte, hakimin takdir yetkisi kapsamında öngörülmektedir. Haysiyetsiz yaşam sürme kapsamındaki eylemlerin uzun süre devam etmesi gerektiği kabul edilmektedir. Bir defaya mahsus eylemler bu kapsamda olmayacaktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yargıtay içtihatları ve toplumsal değerler doğrultusunda haysiyetsiz yaşam sürme olarak değerlendirilen eylemlere; uyuşturucu kullanma, eşcinsel ilişkiye girme, alkol ve kumar bağımlılıkları, teşhircilik örnek olarak gösterilebilir.</p>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity"/>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Suç İşleme ve Haysiyetsiz Yaşam Sürme Nedeniyle Boşanma Davasının Koşulları</strong></h2>



<p class="wp-block-paragraph">Türk Medeni Kanunu’nun 163. maddesinde düzenlenen “suç işleme ve haysiyetsiz yaşam sürme” sebepleriyle boşanma davasının koşulları hüküm metninde açıkça belirtilmiştir. Nisbi boşanma sebeplerinden olan bu boşanma davasında eşlerden birinin suç işlediğinin veya haysiyetsiz yaşam sürmekte olduğunun ispatı tek başına yeterli olmayıp bu tür davranışlardan dolayı diğer eş bakımından evliliğin devamının mümkün olmadığının, evlilik birliğini temelinden sarsıldığının da ispatı gerekmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>“Eşlerden biri küçük düşürücü bir suç işler veya haysiyetsiz bir hayat sürer ve bu sebeplerden ötürü onunla birlikte yaşaması diğer eşten beklenemezse, bu eş her zaman boşanma davası açabilir.”</em></strong></p>



<h3 class="wp-block-heading">1. <strong><u>Yüz kızartıcı nitelikte bir suç işlenmesi veya eşlerden birinin haysiyetsiz olarak kabul edilebilecek bir hayat sürmesi gerekmektedir.</u></strong></h3>



<p class="wp-block-paragraph">Yargıtay içtihatları ve toplumsal normlar üzerinden değerlendirilen ve tespit edilen eylemler veya suç tipleri doğrultusunda suç işleme ve haysiyetsiz yaşam sürme sebebiyle boşanma davası açılabilmektedir. Yukarıda ayrıca izah ettiğimiz üzere eşlerden birinin toplumsal olarak kabul görmüş olan ve “yüz kızartıcı nitelikte” olan suçlardan birisini işlemiş olması veyahut yine toplumsal ahlak kurallarına aykırı kabul edilebilecek türde eylemleri sürdürüyor olması gerekmektedir.</p>



<h3 class="wp-block-heading">2.<strong><u>Suç işleme veya haysiyetsiz yaşam sürme eylemlerinin evlilik birliği devam ederken meydana gelmesi gerekmektedir.</u></strong></h3>



<p class="wp-block-paragraph">Boşanma davasına konu edilebilecek suçun evlilik birliği içerisindeyken işlenmesi veya haysiyetsiz nitelikte hayat tarzının evlilik birliği içerisinde devam ettiriliyor olması gerekmektedir. Eşlerden birinin nişanlı olduğu dönemde işlemiş olduğu bir suç nedeniyle boşanma davası söz konusu olamayacaktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak burada önemle belirtmek gerekir ki eşlerden biri evlilik birliği kurulmadan evvel küçük düşürücü nitelikte bir suçu işlemiş ve bunu diğer eşten gizlemiş olabilir. Yargıtay içtihatlarında bu tür suçların işlenmesinden sonra evlilik birliği kurulmuş ve devam ettirilmiş olduğundan bu suçun evlilik birliğinin devamını çekilmez kılmadığı kabul edilmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Haysiyetsiz yaşam sürme kapsamındaki eylemler de yine evlilik birliği kurulmadan evvel gerçekleşmiş ve sonlandırılmışsa boşanma davasına konu edilememektedir. Ancak eşlerden biri haysiyetsiz nitelikteki hayat tarzını evlilik birliği kurulduktan sonra da devam ettirmiş ve bu davranışlar evlilik birliğini çekilmez hale getirmişse Türk Medeni Kanunu’nun 163. maddesi kapsamında boşanma davası açılabilecektir.</p>



<h3 class="wp-block-heading">3.<strong><u>Suç işleyen veya haysiyetsiz yaşam süren eşe kusur atfedilebilmelidir.</u></strong></h3>



<p class="wp-block-paragraph">Suç işleme ve haysiyetsiz yaşam sürme sebebine dayanılarak boşanma davası açılabilmesi için söz konusu davranışları gerçekleştiren eşin bu davranışları kendi özgür iradesi ile gerçekleştirmesi gerekmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yüz kızartıcı suç işleyen eşin bu suçu taksirle işlemesi veya Türk Ceza Kanunu kapsamında hukuka uygunluk sebeplerinin varlığı halinde kişiye kusur atfedilemeyeceği için suç işleme nedeniyle boşanma davası açılamayacaktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yine haysiyetsiz yaşam sürme eylemleri nedeniyle boşanma davası açılabilmesi için haysiyetsiz yaşam süren eşin bu eylemlerini kendi özgür iradesi ile gerçekleştirmesi gerekmektedir. Örneğin, zorla uyuşturucu kullandırılan eşe, fuhuş yapmaya zorlanan eşe kusur atfedilemeyeceğinden haysiyetsiz yaşam sürme sebebine dayanarak boşanma davası açılması mümkün olmayacaktır.</p>



<h3 class="wp-block-heading">4.<strong><u>Bu davranışların diğer eş açısından evliliği çekilmez kılması gerekmektedir.</u></strong></h3>



<p class="wp-block-paragraph">Suç işleme ve haysiyetsiz yaşam sürme nedeniyle boşanma davası açılabilmesi için bu tür davranışların evlilik devamını engeller nitelikte, evliliği çekilmez kılan davranışlar olması gerekmektedir. Dolayısıyla tek başına yüz kızartıcı suç işlenmesi veya haysiyetsiz yaşam sürülmesi boşanmaya sebebiyet veremeyecektir. Bu nedenle boşanma talep eden eşin evliliği devam ettiremediğini de ispatlaması gerekecektir.</p>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity"/>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Boşanma Davasında İspat ve Deliller</strong></h2>



<p class="wp-block-paragraph">Boşanma davalarında boşanmanın koşulları tanık dahil her türlü yasal delille ispatlanabilmektedir. Mesajlaşma içerikleri, tanık beyanları, banka hesap dökümleri, sosyal medya paylaşımları, video kayıtları gibi deliller boşanma davalarında değerlendirmeye alınmaktadır. Suç işleme ve haysiyetsiz yaşam sürme sebebiyle boşanma davalarında da ayrıca kovuşturma dosyaları, polis tutanakları, sağlık raporları, dava dosya listeleri de delil olarak ispata elverişli olmaktadır.</p>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity"/>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Suç İşleme ve Haysiyetsiz Yaşam Sürme Sebebiyle Boşanma Davasında Süre</strong></h2>



<p class="wp-block-paragraph">Yasada özel olarak düzenlenen boşanma sebeplerinin bir kısmında hak düşürücü süreler öngörülmüştür. Ancak suç işleme ve haysiyetsiz yaşam sürme kapsamında herhangi bir hak düşürücü süre söz konusu olmayıp bu eylemlerin evliliği çekilmez kıldığı her zaman boşanma davası açılabilmektedir. Belirtmek gerekir ki her zaman kavramı geniş yorumlanmamalı ve makul süre içerisinde boşanma davası ikame edilmelidir. Aksi halde “evliliğin çekilmez kılınması” koşulu zedelenmekte ve boşanma talepleri reddedilebilmektedir.</p>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity"/>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Suç İşleme ve Haysiyetsiz Yaşam Sürme Nedeniyle Boşanmada Tazminat ve Nafaka Talebi</strong></h2>



<p class="wp-block-paragraph">Boşanmaya sebep olan olaylar nedeniyle manevi olarak zarara uğramış, kişilik hakları zedelenmiş olan eşin manevi tazminat talep etme hakkı bulunaktadır. Yine boşanma nedeniyle maddi olarak zarara uğrayan eşin maddi tazminat talep etmesi mümkündür. Nafaka; boşanma sebebiyle yoksulluğa düşecek olan eşe, diğer eşin yapacak olduğu maddi yardım olarak tanımlanabilmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gerek maddi ve manevi tazminat gerekse de nafakanın talep edilebilirlik açısından ortak noktası boşanmaya sebep olan olaylarda tam kusurlu veya diğer eşten daha kusurlu olan eş lehine hükmedilemeyecek olmasıdır. Su işleme veya haysiyetsiz yaşam sürme sebebiyle boşanma davalarında söz konusu eylemleri gerçekleştiren eşin boşanmada daha kusurlu veya tam kusurlu olması sebebiyle diğer eşin nafaka ile maddi ve manevi tazminat talebine bulunması mümkündür. Ancak suç işleyen veya haysiyetsiz yaşam süren eşin diğer koşullar oluşsa dahi boşanmada daha kusurlu olması gündeme geleceğinden nafaka ve maddi ve manevi tazminat talepleri reddedilebilecektir.</p>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity"/>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Suç İşleyen veya Haysiyetsiz Hayat Süren Eşe Velayet Hakkı Verilebilir Mi?</strong></h2>



<p class="wp-block-paragraph">Boşanma davalarında müşterek çocuğun velayetine ilişkin değerlendirmelerde boşanmaya sebep olan olaylardan önce çocuğun üstün menfaati dikkate alınmakta, boşanma sebepleri ve eşlerin yaşam koşulları ikincil olarak değerlendirilmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Suç işleyen veya haysiyetsiz yaşam süren ebeveynin velayet hakkını doğrudan kaybedeceğini söylemek yanlış olacaktır. Çocuğun üstün yararının gerekliliği kapsamında yüz kızartıcı suç işleyen veya haysiyetsiz yaşam süren kişinin bu yaşam standartlarının doğrudan çocuğun hayatı ve menfaatlerine tehlike arz edip etmeyeceği değerlendirilecektir. Değerlendirme kapsamında çocuğun maddi ve manevi menfaatlerini etkilemeyeceği, çocuğun gelişimi açısından tehlike arz etmeyeceği yönünde kanaat oluşur ve çocuğun üstün yararı bunu gerektirirse suç işleyen veya haysiyetsiz yaşam süren ebeveynin de velayet hakkına sahip olması mümkün olabilecektir.</p>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity"/>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Suç İşleme ve Haysiyetsiz Yaşam Sürme Nedeniyle Boşanmada Görevli ve Yetkili Mahkeme</strong></h2>



<p class="wp-block-paragraph">Boşanma davaları aile hukukundan kaynaklanan davalardır. Aile hukuku davalarına bakmakta görevli mahkeme Aile Mahkemeleridir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yetkili mahkeme ise; eşlerden birinin, yerleşim yeri veya davadan önce en son birlikte oturdukları yer Aile Mahkemeleri, Aile Mahkemelerinin bulunmadığı yerlerde özel yetkili Asliye Hukuk Mahkemeleri yetkilidir.</p>
<p><a href="https://birikkenhukuk.com.tr/aile-hukuku/suc-isleme-ve-haysiyetsiz-yasam-surme-nedeniyle-bosanma-davasi/">Suç İşleme Ve Haysiyetsiz Yaşam Sürme Nedeniyle Boşanma Davası</a> yazısı ilk önce <a href="https://birikkenhukuk.com.tr">Birikken Hukuk Bürosu - Av. Alperen Birikken</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://birikkenhukuk.com.tr/aile-hukuku/suc-isleme-ve-haysiyetsiz-yasam-surme-nedeniyle-bosanma-davasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Zina Nedeniyle Boşanma Davası / Aldatma Sebebiyle Boşanma</title>
		<link>https://birikkenhukuk.com.tr/aile-hukuku/zina-nedeniyle-bosanma-davasi-aldatma-sebebiyle-bosanma/</link>
					<comments>https://birikkenhukuk.com.tr/aile-hukuku/zina-nedeniyle-bosanma-davasi-aldatma-sebebiyle-bosanma/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Alperen Birikken]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 15 Mar 2025 20:53:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Aile Hukuku]]></category>
		<category><![CDATA[Boşanma Avukatı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://birikkenhukuk.com.tr/?p=1185</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türk Medeni Kanunu kapsamında düzenlenen boşanma sebeplerinden biri zina sebebiyle boşanmadır. Zina sebebiyle boşanma davası mutlak boşanma sebebi olarak düzenlenmiş olup zina fiilinin ispatı halinde diğer koşulların da oluşması halinde evlilik birliğinin çekilmez hale gelip gelmediği araştırılmayacak ve boşanmaya hükmedilebilecektir. Zina fiilinin boşanmanın fer’ilerine de etki ettiği görülmektedir. Bu makalemizde zina kapsamında olan eylemler, zina&#8230;&#160;<a href="https://birikkenhukuk.com.tr/aile-hukuku/zina-nedeniyle-bosanma-davasi-aldatma-sebebiyle-bosanma/" rel="bookmark">Daha fazlasını oku &#187;<span class="screen-reader-text">Zina Nedeniyle Boşanma Davası / Aldatma Sebebiyle Boşanma</span></a></p>
<p><a href="https://birikkenhukuk.com.tr/aile-hukuku/zina-nedeniyle-bosanma-davasi-aldatma-sebebiyle-bosanma/">Zina Nedeniyle Boşanma Davası / Aldatma Sebebiyle Boşanma</a> yazısı ilk önce <a href="https://birikkenhukuk.com.tr">Birikken Hukuk Bürosu - Av. Alperen Birikken</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Türk Medeni Kanunu kapsamında düzenlenen boşanma sebeplerinden biri zina sebebiyle boşanmadır. Zina sebebiyle boşanma davası mutlak boşanma sebebi olarak düzenlenmiş olup zina fiilinin ispatı halinde diğer koşulların da oluşması halinde evlilik birliğinin çekilmez hale gelip gelmediği araştırılmayacak ve boşanmaya hükmedilebilecektir. Zina fiilinin boşanmanın fer’ilerine de etki ettiği görülmektedir. Bu makalemizde zina kapsamında olan eylemler, zina sebebiyle boşanma davasının koşulları, zinanın boşanmanın fer’ileri olan tazminat, nafaka ve mal paylaşımına etkileri incelenecektir.</p>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity"/>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Zina Nedir?</strong></h2>



<p class="wp-block-paragraph">Zina eylemi halk arasında aldatma olarak nitelendirilmekte ve eşler birçok eylemi aldatma kapsamında değerlendirmektedir. Her ne kadar durum böyleyse de boşanma sebebi olarak yasada öngörülen “zina” fiili geniş anlamda yorumlanmamaktadır. <a href="https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuatmetin/1.5.4721.pdf">Türk Medeni Kanunu</a> kapsamında boşanma sebebi olarak düzenlenen “zina” ile kast edilen evlilik birliği içerisinde eşlerden birinin üçüncü bir kişi ile cinsel ilişkiye girmiş olmasıdır. Dolayısıyla eşler kişisel olarak başkaca eylemleri de “aldatma” olarak nitelendirmekte ve sadakat yükümlülüğüne aykırı kabul edilmekteyse de yasada kabul edilen zina eylemine dahil olmayan eylemler zina sebebiyle boşanma davasının konusunu oluşturmayacaktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Eşlerin aldatma kapsamında kabul ettiği ve fakat yasadaki anlamıyla zina teşkil etmeyen eylemlerin evlilik birliğini temelinden sarstığı ve sadakat yükümlülüğüne aykırılık teşkil ettiği hallerde evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebiyle boşanma davası açma hakkına sahip olabilecektir. Detaylı bilgi için: <a href="https://birikkenhukuk.com.tr/aile-hukuku/evlilik-birliginin-temelinden-sarsilmasi-sebebiyle-bosanma-davasi-siddetli-gecimsizlik/">tıklayınız</a></p>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity"/>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Zina Nedeniyle Boşanma Davasının Şartları</strong></h2>



<p class="wp-block-paragraph">Evlilik birliğinin kurulması anından itibaren eşler evliliğin doğurduğu bir kısım yükümlülüklere sahip olmaktadır. Evlilik süresince bu yükümlülüklere aykırı eylemler ise boşanma nedenlerini oluşturmaktadır. Eşlerin birbirlerine karşı sorumluluklarından biri de <em>“sadakat yükümlülüğü”</em>dür. Sadakat yükümlülüğüne aykırı haller evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle boşanma davasına konu olabilecektir. Özel olarak düzenlenen boşanma sebeplerinden birisi de <em>“zina sebebiyle boşanma davası”</em>dır. Türk Medeni Kanunu’nun 161. maddesine göre;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>“Eşlerden biri zina ederse, diğer eş boşanma davası açabilir. Davaya hakkı olan eşin boşanma sebebini öğrenmesinden başlayarak altı ay ve her hâlde zina eyleminin üzerinden beş yıl geçmekle dava hakkı düşer.</em></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>Affeden tarafın dava hakkı yoktur.”</em></strong></p>



<h3 class="wp-block-heading">1.<strong>Zinanın Evlilik Birliği İçerisindeyken Gerçekleşmesi Gerekmektedir.</strong></h3>



<p class="wp-block-paragraph">Türk Medeni Kanunu uyarınca evlilik birliğinin kurulması için şekli şartlar öngörülmüş olup eşlerin resmi memur önünde evlenme iradelerini beyan etmeleri gerekmektedir. Sadakat yükümlülüğü resmi olarak evli eşler için geçerli kabul edilmektedir. Dolayısıyla imam nikahlı eşlerin zina sebebiyle boşanması gibi bir durum söz konusu olamayacak fiilini gerçekleştirmiş olması da evlilik birliği içerisinde değerlendirilemeyeceğinden zina sebebine dayanarak boşanma davası açılamayacaktır. Yine evlilik birliğinin sona ermesinden sonraki eylemler de zina olarak kabul edilmeyecektir.</p>



<h3 class="wp-block-heading">2.<strong>Eşlerden Biri Üçüncü Bir Kişiyle Cinsel İlişkiye Girmiş Olmalıdır.</strong></h3>



<p class="wp-block-paragraph">Zina fiilinin boşanma davası konusu olabilmesi için eşlerden birinin üçüncü bir kişiyle cinsel ilişkiye girmiş olması gerekmektedir. Üçüncü kişi ile cinsel ilişki boyutuna ulaşmayan eylemler sadakat yükümlülüğüne aykırı olsa dahi zina kapsamında değerlendirilmemektedir.</p>



<h3 class="wp-block-heading">3. <strong>Aldatan Eş “Kusurlu” Olmalıdır.</strong></h3>



<p class="wp-block-paragraph">Zina fiilini gerçekleştiren eşin bu eylemi kendi iradesiyle gerçekleştirmiş olması, bu eylemden dolayı kendisine kusur atfedilebiliyor olması gerekmektedir. Eşlerden birisinin cinsel saldırıya uğramış olması, iradesi dışında uyuşturucu madde etkisi altında olması hallerinden kendisine kusur atfedilemeyeceğinden boşanma davasında zina kapsamında değerlendirilemeyecektir.</p>



<h3 class="wp-block-heading">4.<strong>Dava Süresi İçerisinde Açılmalıdır.</strong></h3>



<p class="wp-block-paragraph">Zina sebebiyle boşanma davası açılabilmesi için dava açma süresi öngörülmüştür. Yasa hükmüne göre zinanın boşanmaya konu edilebilmesi için aldatılan eşin, diğer eşin zina fiilini gerçekleştirdiğini öğrenmesinden itibaren 6 ay ve her halde zina fiilinin gerçekleşmesinden itibaren 5 yıl içerisinde boşanma davası açması gerekmektedir. Zinanın tek seferlik olmaması, bir süre devam ediyor olması halinde süre, son zina fiilinin gerçekleştiği tarihten itibaren işleyecektir.</p>



<h3 class="wp-block-heading">5.<strong>Aldatılan Eşin, Aldatan Eşi Affetmemiş Olması Gerekir.</strong></h3>



<p class="wp-block-paragraph">Aldatılan eşin, diğer eşin zina eylemini gerçekleştirdiğini bilmesi ve fakat diğer eşi affetmiş olması halinde daha sonra bu eyleme dayanarak boşanma davası açamayacaktır.</p>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity"/>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Zina Nedeniyle Boşanma Davasında İspat ve Deliller</strong></h2>



<p class="wp-block-paragraph">Zina sebebiyle boşanma davasının kabulü için zina olgusunun ispatlanması şarttır. Zinadan başka evlilik birliğinin çekilmez hale geldiğinin ispatlanması gerekmemektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Zinanın ispatı için cinsel ilişkinin varlığı çoğu zaman net olarak ispatlanamamaktadır. Zina olgusunun ispatlanabilmesi için çoğunlukla zinaya delalet eden fotoğraf, video, ses kaydı, mesajlaşma içerikleri ve tanık beyanları ve bilhassa otel kayıtları delil olarak gösterilmektedir. Yargıtay kararları kapsamında eşlerden birinin otel odasında üçüncü bir kimseyle kalması, ortak konutta üçüncü bir kişiyle tek başına bulunması zinaya delalet olarak kabul edilmektedir. Belirtmek gerekir ki zina fiilinin ispatına yönelik tarafların yemin etmesi istenememektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Video ve ses kayıtlarının delil olarak kullanılması açısından kişisel verilerin hukuka aykırı olarak kullanılması, özel hayatın gizliliğine aykırılık gibi suçların oluşmaması için dikkat edilmesi gerekmekte, söz konusu kayıtların zina olgusunu ispata yönelik ve zina olgusuyla sınırlı olmak üzere alınması ve ispata yönelik dosya kapsamında kullanılması gerekmektedir.</p>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity"/>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Zina Nedeniyle Maddi ve Manevi Tazminat Talebi</strong></h2>



<p class="wp-block-paragraph">Boşanma davası kapsamında eşler birbirlerinden maddi ve manevi tazminat talebinde bulunabilmektedirler. Maddi tazminat, boşanma sebebiyle eşlerden birinin maddi olarak zarara uğrayacak olması halinde ve boşanmanın eşler üzerindeki maddi etkileri dikkate alınarak talep edilmektedir. Manevi tazminat ise eşlerden birinin evlilik birliği içerisinde kişilik haklarının zedelenmesi, manevi olarak zarara uğraması halinde talep edilen tazminat türüdür. Maddi ve manevi tazminat boşanmaya sebep olan eylemlerde daha az kusurlu veya kusursuz eş tarafından talep edilebilmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Zina sebebiyle boşanma davasında aldatan eşin boşanmada daha kusurlu olduğu kabul edilmektedir. Zina fiilinin bilhassa manevi tazminat talebi yönünden önemli bir yeri bulunmaktadır. Aldatmanın, aldatılan eş üzerindeki psikolojik etkileri, aldatılan eşin itibarının zedelenip zedelenmediği, mağduriyeti gibi etkenler de dikkate alınmakta ve manevi tazminat miktarının tespitinde etkili olmaktadır.</p>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity"/>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Zina Nedeniyle Üçüncü Kişiden Tazminat Talep Edilebilir Mi?</strong></h2>



<p class="wp-block-paragraph">Uygulamada karşılaşılan en önemli sorulardan biri de aldatılan eşin, aldatıldığı üçüncü şahıstan manevi tazminat talebinde bulunup bulunamayacağıdır. Bu husustaki soru işaretlerini giderebilmek için Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulu tarafından karar tesis edilmiştir. Karara göre; aldatılan eşin aldatıldığı üçüncü şahıstan tazminat talebinde bulunması mümkün değildir. Aldatma nedeniyle boşanma davası sadakat yükümlülüğüne aykırılıktan doğmaktadır. Yalnızca eşlerin birbirine karşı sadakat yükümlülüğü bulunmaktadır. Üçüncü kişiler böyle bir yükümlülük altında bulunmadığından haksız bir eylem gündeme gelmeyecek ve dolayısıyla üçüncü şahıstan maddi ve manevi tazminat talep edilemeyecektir.</p>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity"/>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Zina Nedeniyle Boşanma Neticesinde Mal Paylaşımı</strong></h2>



<p class="wp-block-paragraph">Türk Medeni Kanunu uyarınca kural mal rejimi edinilmiş mallara katılmadır. Bu kapsamda evlilik birliği içerisinde edinilen mallar üzerinde taraflar boşanma neticesinde eşit oranda hak sahibi olurlar. Ancak Kanun’un 236. Madde hükmü uyarınca zina nedeniyle boşanma davası neticesinde mahkeme zina eylemini gerçekleştiren eşin katılma alacağındaki payını hakkaniyete uygun olarak azaltabilir veya kaldırabilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>“Her eş veya mirasçıları, diğer eşe ait artık değerin yarısı üzerinde hak sahibi olurlar. Alacaklar takas edilir.</em></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>Zina veya hayata kast nedeniyle boşanma hâlinde hâkim, kusurlu eşin artık değerdeki pay oranının hakkaniyete uygun olarak azaltılmasına veya kaldırılmasına karar verebilir.”</em></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Önemle belirtmek gerekir ki katılma alacağı edinilmiş mallara katılma rejiminin tasfiyesinde gündeme gelen bir alacak olup eşler arasında başkaca bir mal rejimin uygulanacağı kararlaştırılmışsa TMK m. 236 hükmü uygulanamaz.</p>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity"/>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Aldatan Eş Nafaka Talep Edebilir Mi?</strong></h2>



<p class="wp-block-paragraph">Nafaka boşanma sebebiyle yoksulluğa düşecek eş tarafından, diğer eşten dönemsel veya toplu olarak talep ettiği maddi yardımdır. Nafakaya hükmedilebilmesi için nafaka talep eden eşin boşanmaya sebep olan olaylarda diğer eşten daha az kusurlu veya kusursuz olması gerekmektedir. Kusurlu eşin nafaka talebinde bulunması mümkün değildir. Aldatma nedeniyle boşanma davasında aldatan eşin tam kusurlu olarak kabul edilmesinden dolayı aldatan eş lehine de nafakaya hükmedilmesi mümkün olmamaktadır.</p>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity"/>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Zina Nedeniyle Boşanma Davasında Görevli ve Yetkili Mahkeme</strong></h2>



<p class="wp-block-paragraph">Boşanma davalarında, sebep fark etmeksizin, görevli mahkeme Aile Mahkemeleri, aile mahkemelerinin bulunmadığı yerlerde ise aile mahkemesi sıfatı ile görev yapan Asliye Hukuk Mahkemeleridir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yetkili mahkeme ise özel olarak düzenlenmiş olup eşlerden birinin yerleşim yeri mahkemesi veya en son birlikte ikamet ettikleri yer mahkemesi yetkilidir.</p>
<p><a href="https://birikkenhukuk.com.tr/aile-hukuku/zina-nedeniyle-bosanma-davasi-aldatma-sebebiyle-bosanma/">Zina Nedeniyle Boşanma Davası / Aldatma Sebebiyle Boşanma</a> yazısı ilk önce <a href="https://birikkenhukuk.com.tr">Birikken Hukuk Bürosu - Av. Alperen Birikken</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://birikkenhukuk.com.tr/aile-hukuku/zina-nedeniyle-bosanma-davasi-aldatma-sebebiyle-bosanma/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Terk Nedeniyle Boşanma Davası Ve Şartları</title>
		<link>https://birikkenhukuk.com.tr/aile-hukuku/terk-nedeniyle-bosanma-davasi-ve-sartlari/</link>
					<comments>https://birikkenhukuk.com.tr/aile-hukuku/terk-nedeniyle-bosanma-davasi-ve-sartlari/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Alperen Birikken]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 17 Feb 2025 14:58:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Aile Hukuku]]></category>
		<category><![CDATA[Boşanma Avukatı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://birikkenhukuk.com.tr/?p=1021</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türk Medeni Kanunu’nda boşanma davası ve sebepleri özel olarak sayılmıştır. Çekişmeli boşanma davası olarak görülen dava türleri de mutlak boşanma sebepleri ve nisbi boşanma sebepleri olarak ayrıma tabi tutulmuştur. Mutlak boşanma sebeplerine dayanılarak açılan boşanma davalarında davacının boşanma sebebinin varlığını ispatlaması yeterli olup başkaca bir durumun ispatı aranmamaktadır. Mutlak boşanma sebeplerinden birisi de “Terk” sebebidir.&#8230;&#160;<a href="https://birikkenhukuk.com.tr/aile-hukuku/terk-nedeniyle-bosanma-davasi-ve-sartlari/" rel="bookmark">Daha fazlasını oku &#187;<span class="screen-reader-text">Terk Nedeniyle Boşanma Davası Ve Şartları</span></a></p>
<p><a href="https://birikkenhukuk.com.tr/aile-hukuku/terk-nedeniyle-bosanma-davasi-ve-sartlari/">Terk Nedeniyle Boşanma Davası Ve Şartları</a> yazısı ilk önce <a href="https://birikkenhukuk.com.tr">Birikken Hukuk Bürosu - Av. Alperen Birikken</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Türk Medeni Kanunu’nda boşanma davası ve sebepleri özel olarak sayılmıştır. Çekişmeli boşanma davası olarak görülen dava türleri de mutlak boşanma sebepleri ve nisbi boşanma sebepleri olarak ayrıma tabi tutulmuştur. Mutlak boşanma sebeplerine dayanılarak açılan boşanma davalarında davacının boşanma sebebinin varlığını ispatlaması yeterli olup başkaca bir durumun ispatı aranmamaktadır. Mutlak boşanma sebeplerinden birisi de <em>“Terk”</em> sebebidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Terk” fiilinin içeriği, terk nedenine dayanılarak boşanma davası açılmasının koşulları ve neticeleri ve terk edene yapılması gereken “geri dön” ihtarının mahiyeti aşağıda detaylı olarak incelenecektir.</p>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity"/>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Terk Nedir?</strong></h2>



<p class="wp-block-paragraph">Evlilik birliğinde eşlerin birbirlerine bir kısım yükümlülükleri olduğu kabul edilmektedir. Bunlardan bazıları sadakat yükümlülüğü, ortak konutta yaşama yükümlülüğü, evlilik birliğinden doğan masraflara katılma, müşterek çocukların bakımını ve yetiştirilmesi görevlerini üstlenmedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Terk nedeni temelde eşlerin “birlikte yaşama” yükümlülüklerine aykırı olan davranışlarına dayanmaktadır. Türk Medeni Kanunu 185/3. maddesi; <strong><em>“Eşler birlikte yaşamak, birbirine sadık kalmak ve yardımcı olmak zorundadırlar.”</em></strong> hükmünü ihtiva ederek eşlerin birlikte yaşamasının evlilik birliğinden doğan yükümlülükleri arasında olduğunu yasa çerçevesinde düzenlemiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak eşlerin ortak konutta yaşamamaları her halde terk olarak nitelendirilememektedir. Terk fiilinin aynı zamanda evlilik birliğinden doğan başkaca yükümlülüklerden kaçınmak saikine, evlilik birliğini devam ettirmeme düşüncesine dayanıyor olmalıdır. Örneğin; eşlerden birinin çalışmak maksadıyla başka şehirde yaşamak durumunda kalması ve eşlerin bu süreçte ayrı konutlarda yaşıyor olması durumu “terk” fiilinin oluştuğu anlamına gelmeyecektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Diğer yandan; “terk” fiili yalnızca eşlerden birinin ortak konutu terk etmesiyle oluşmamakta, diğer eşin ortak konuta dönüşünün engellenmesi hali de “terk” olarak kabul edilmektedir.</p>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity"/>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Terk Nedeniyle Boşanma Davasının Şartları Nelerdir?</strong></h2>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>4721 sayılı Türk Medeni Kanunu 164. Maddesi düzenlemesine göre;</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>“Eşlerden biri, evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerini yerine getirmemek maksadıyla diğerini terk ettiği veya haklı bir sebep olmadan ortak konuta dönmediği takdirde ayrılık, en az altı ay sürmüş ve bu durum devam etmekte ve istem üzerine hâkim veya noter tarafından yapılan ihtar sonuçsuz kalmış ise; terk edilen eş, boşanma davası açabilir. Diğerini ortak konutu terk etmeye zorlayan veya haklı bir sebep olmaksızın ortak konuta dönmesini engelleyen eş de terk etmiş sayılır.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Davaya hakkı olan eşin istemi üzerine hâkim veya noter, esası incelemeden yapacağı ihtarda terk eden eşe iki ay içinde ortak konuta dönmesi gerektiği ve dönmemesi hâlinde doğacak sonuçlar hakkında uyarıda bulunur. Bu ihtar gerektiğinde ilân yoluyla yapılır. Ancak, boşanma davası açmak için belirli sürenin dördüncü ayı bitmedikçe ihtar isteminde bulunulamaz ve ihtardan sonra iki ay geçmedikçe dava açılamaz.”</em></p>



<h3 class="wp-block-heading">1.<strong>Ortak konutun terk edilmiş olması gerekmektedir.</strong></h3>



<p class="wp-block-paragraph">Terk nedeniyle boşanma davası açılabilmesinin ön koşulu eşlerden birinin terk fiilini gerçekleştirmiş olması gerekmektedir. Terk fiili ortak konuttan evlilik birliğinin getirdiği yükümlülüklerden kaçınmak maksadıyla ayrılmak olarak gerçekleşebileceği gibi ortak konuta haklı bir gerekçe olmaksızın dönmemek olarak gerçekleşebilir. Yine ortak konutta bulunan eşin, diğer eşi ortak konuttan ayrılmaya zorlaması veyahut haklı bir sebep olmaksızın diğer eşin ortak konuta dönmesini engellemesi suretiyle de terk fiilinin meydana geldiği kabul edilmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ortak konuta dönmesi engellenen veya ortak konuttan ayrılmaya zorlanan eşin “terk edilen eş” konumunda olduğu ve terk nedenine dayanarak boşanma davası açabileceği kabul edilmektedir. Bunun bir yansıması olarak da; diğer eşin ortak konuta dönmesini engelleyen veya diğer eşi ortak konuttan ayrılmaya zorlayan eşin dava açma hakkı bulunmamaktadır.</p>



<h3 class="wp-block-heading">2. <strong>Terk eden eşin kusurunun olması gerekmektedir.</strong></h3>



<p class="wp-block-paragraph">İzah ettiğimiz üzere; ortak konutun terk edilmesi evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerden kaçınma maksadıyla gerçekleşmeli veya ortak konuta dönülmemesi haklı bir sebebe dayanmıyor olmalıdır. Örneğin; askerlik vazifesini yapmak üzere ortak konuttan ayrılan eşin haklı sebebinin varlığı kabul edilmekte ve terk sebebine dayanarak boşanma davası açılamamaktadır. Yine eşlerden birinin hastanede tedavi görmek üzere kalması haklı sebep olarak görülmekte ve ortak konuta dönmeyen eşin kusurunun olmadığı kabul edilmektedir.</p>



<h3 class="wp-block-heading">3. <strong>Terk süresinin en az altı aydır devam ediyor olması gerekmektedir.</strong></h3>



<p class="wp-block-paragraph">Terk nedeniyle boşanma davası açıldığı takdirde, dava tarihinden geriye doğru en az altı aylık süre için terk fiilinin kesintisiz şekilde gerçekleşmiş olması şartı aranmaktadır. Altı aydan kısa sürmüş olan ayrılık sebebiyle boşanma davası açılmış olması halinde, süre koşulunun sağlanmaması sebebiyle davanın bu sebepten reddine karar verilecektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Belirtmek gerekir ki söz konusu süreç içerisinde, terk eden eşin kısa süreli ve samimi olmayan dönüşleri hakkın kötüye kullanılması olarak kabul edilmekte ve terk süresinin kesintiye uğramadığı kabul edilmektedir. Ancak böylesi bir durumda söz konusu dönüşlerin samimi olmadığını ve terk fiilinin devam ettiğini ispatlamak gerekecektir.</p>



<h3 class="wp-block-heading">4. <strong>Terk eden eşe usulüne uygun olarak “eve dön” ihtarında bulunulması gerekmektedir.</strong></h3>



<p class="wp-block-paragraph">Terk edilen eş konumunda olan eşin, bu nedene dayanarak boşanma davası açabilmesi için terk fiilini gerçekleştiren, terk eden eşe usulüne uygun olarak eve dönmesi hususunda ihtarda bulunması gerekmektedir. İhtarda bulunulmaması halinde terk nedenine dayalı boşanma davasının reddedilmesi gündeme gelecektir. “Eve dön” ihtarı olarak nitelendirilen işbu ihtarın usulü yasada düzenlenmiştir.</p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Yasa hükmüne göre ihtar hakim veya noter aracılığıyla yapılmaktadır.</li>



<li>İhtar içeriğinde terk eden eşe ihtardan itibaren 2 aylık süre içerisinde ortak konuta dönmesi gerektiği, aksi halde boşanma davası ikame edileceği hususunun belirtilmesi gerekmektedir. Yine ihtarın usulüne uygun olabilmesi için ortak konutun açık adresinin ve ortak konuta ait anahtarın bulunduğu yerin de açıkça belirtilmesi gerekmektedir.</li>



<li>İhtarın gönderilebileceği en erken tarih terk fiilinin gerçekleştiği tarihten 4 ay sonrasıdır. Ayrılığın üzerinden 4 ay geçmedikçe gönderilen ihtar usulüne uygun değildir.</li>



<li>İhtarın üzerinden en az 2 ay geçmedikçe dava açılamayacaktır. 2 aylık süre ihtarın terk eden eşe tebliğ edildiği tarihten itibaren başlayacaktır.</li>
</ul>



<h3 class="wp-block-heading">5.<strong>“Eve dön” ihtarının samimi olması gerekmektedir.</strong></h3>



<p class="wp-block-paragraph">Terk edilen eşin, terk eden eşe yapmış olduğu çağrının samimi olması beklenmektedir. Boşanmanın gerçekleşmesi gayretiyle diğer eşin ortak konuta dönüşünü engelleyen akabinde diğer eşe “eve dön” çağrısı yapan eşin çağrısında samimi olmadığı ve dolayısıyla dava hakkı olmadığı kabul görmektedir. Yargıtay içtihatlarıyla görülmektedir ki, ortak konuta dönüş çağırısı yapan eşin, diğer eşin ortak konuta dönüşü için gerekli olan yol ücretini ve konaklama masraflarını da göndermesi istenmektedir.</p>



<h3 class="wp-block-heading">6.<strong>Çağrı yapılan ortak konutun ortak yaşama uygun olması gerekmektedir.</strong></h3>



<p class="wp-block-paragraph">Ortak konutun, evlilik birliğini sürdürmeye uygun nitelikte olması beklenmektedir. Terk edilen eşin anne ve babasına ait olan eve yapılan çağrının uygun olmayacağı kabul görmektedir. Yine harabe olarak tabir edilebilecek nitelikteki konuta yapılan çağrının samimi olmayacağı, böylesi bir durumda terk eden eşin terk fiilini gerçekleştirmekte haklı bir sebebinin olduğu kabul edilmektedir.</p>



<h3 class="wp-block-heading">7.<strong>İhtarın sonuçsuz kalması gerekmektedir.</strong></h3>



<p class="wp-block-paragraph">Terk edilen eşin, terk eden eşe göndermiş olduğu ihtar üzerine terk eden eşin ortak konuta evlilik birliğini devam ettirmek gayesiyle ve sürekli olarak dönmesi üzerine terk fiilinin ortadan kalkması nedeniyle terk nedenine dayanarak boşanma davası açılamayacaktır. Ancak ihtarın üzerinden 2 aylık sürenin geçmesinin ardından ortak konuta dönmeyen eşe karşı boşanma davası açılabilecektir.</p>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity"/>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Terk Edilen Eşin “Eve Dön” İhtarında Bulunmasının Sonuçları</strong></h2>



<p class="wp-block-paragraph">Terk edilen eşin, terk eden eşe ortak konuta dönmesi için ihtarda bulunması, terk fiilinden önce gerçekleştirilen ve kusurlu sayılabilecek eylemlerinin zımnen affedilmiş olduğu anlamını taşımaktadır. Dolayısıyla terk eden eşe gönderilecek ihtar, terk edilen eş açısından hak kaybı yaşanmasına sebep olabilecektir. Dolayısıyla terk nedeniyle boşanma davası ikame etmeden ve dahi terk eden eşe ihtarname göndermeden evvel avukat yardımı almakta fayda bulunmaktadır.</p>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity"/>



<h2 class="wp-block-heading">Terk Nedeniyle Açılacak Davada <strong>Görevli ve Yetkili Mahkeme</strong></h2>



<p class="wp-block-paragraph">Boşanma davası aile hukukuna ilişkin bir düzenleme olup Aile Mahkemeleri görevlidir. Boşanma davasının eşlerden birinin, ki burada akıl hastası olmayan eşin açabileceği bir dava olduğundan akıl hastası olmayan eşin, yerleşim yeri veya davadan önce en son birlikte oturdukları yer Aile Mahkemeleri, Aile Mahkemelerinin bulunmadığı yerlerde özel yetkili Asliye Hukuk Mahkemeleri yetkilidir.</p>
<p><a href="https://birikkenhukuk.com.tr/aile-hukuku/terk-nedeniyle-bosanma-davasi-ve-sartlari/">Terk Nedeniyle Boşanma Davası Ve Şartları</a> yazısı ilk önce <a href="https://birikkenhukuk.com.tr">Birikken Hukuk Bürosu - Av. Alperen Birikken</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://birikkenhukuk.com.tr/aile-hukuku/terk-nedeniyle-bosanma-davasi-ve-sartlari/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Boşanmada Ziynet Eşyaları</title>
		<link>https://birikkenhukuk.com.tr/aile-hukuku/bosanmada-ziynet-esyalari/</link>
					<comments>https://birikkenhukuk.com.tr/aile-hukuku/bosanmada-ziynet-esyalari/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Alperen Birikken]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 08 Feb 2025 08:09:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Aile Hukuku]]></category>
		<category><![CDATA[Boşanma Avukatı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://birikkenhukuk.com.tr/?p=1010</guid>

					<description><![CDATA[<p>Eşlerin boşanmaları aşamasında gündeme gelen birçok çekişmeden biri de düğünde takılan ziynet eşyalarıdır. Düğünde eş, dost, akrabanın takmış olduğu takıların kime ait olduğu hususunda yasada bir netlik olmamakla birlikte bu soruya Yargıtay içtihatları ile cevap verilebilmektedir. Bu makalemizde düğünde takılan ziynet eşyalarının kime ait olduğu, boşanmada veya boşanmadan sonra ziynet eşyaları hangi yolla ve ne&#8230;&#160;<a href="https://birikkenhukuk.com.tr/aile-hukuku/bosanmada-ziynet-esyalari/" rel="bookmark">Daha fazlasını oku &#187;<span class="screen-reader-text">Boşanmada Ziynet Eşyaları</span></a></p>
<p><a href="https://birikkenhukuk.com.tr/aile-hukuku/bosanmada-ziynet-esyalari/">Boşanmada Ziynet Eşyaları</a> yazısı ilk önce <a href="https://birikkenhukuk.com.tr">Birikken Hukuk Bürosu - Av. Alperen Birikken</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Eşlerin boşanmaları aşamasında gündeme gelen birçok çekişmeden biri de düğünde takılan ziynet eşyalarıdır. Düğünde eş, dost, akrabanın takmış olduğu takıların kime ait olduğu hususunda yasada bir netlik olmamakla birlikte bu soruya Yargıtay içtihatları ile cevap verilebilmektedir. Bu makalemizde düğünde takılan ziynet eşyalarının kime ait olduğu, boşanmada veya boşanmadan sonra ziynet eşyaları hangi yolla ve ne şekilde talep edilebileceği hususları incelenecektir.</p>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity"/>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Ziynet Eşyası Nedir?</strong></h2>



<p class="wp-block-paragraph">Ziynet eşyaları altın, gümüş gibi madenlerden oluşan ve takı olarak kullanılan eşyalardır. Gelenek ve görenekler doğrultusunda düğünlere katılan misafirler gelin ve damada bir kısım takı takmakta olup ziynet eşyaları kapsamında; bilezik, altın kemer, gram-çeyrek-yarım-tam altın gibi altınlar, kolye ve küpeler olabilmektedir. Gerek düğün zamanı gerekse de tarafların boşanmaları aşamasında akla gelen sorulardan birisi de düğünde takılan takıların kime ait olacağı ve ne şekilde iade edileceğidir.</p>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity"/>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Düğünde Takılan Paralar Ziynet Eşyalarıyla Birlikte Talep Edilebilir Mi?</strong></h2>



<p class="wp-block-paragraph">Ziynet eşyaları kapsamında altın, gümüş gibi değerli madenlerden üretilen eşyalar yer almaktadır. Ancak düğünlerde bu eşyalardan ziyade takı olarak para takıldığı da görülmektedir. Boşanma aşamasında hak sahibi olan eşin ziynet eşyaları talebinde bulunması da mümkündür. Takılan paralar ise gerçek anlamıyla ziynet eşyası sayılmasalar dahi, düğünde takılan takılar kapsamında ziynet eşyalarıyla birlikte talep ve dava edilebilmektedir. Ancak dava kapsamında ziynet eşyalarının yanında paranın da talep ediliyor olduğunun açıkça belirtilmesi gerekmektedir.</p>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity"/>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Düğünde Takılan Takılar Kime Aittir?</strong></h2>



<p class="wp-block-paragraph">Tarafların boşanması durumunda düğünde takılan takıların kime ait olacağı, takılara ilişkin kimin hak sahibi olacağı noktasında yasal düzenleme bulunmamaktadır. Söz konusu sorunun cevabı Yargıtay içtihatlarıyla açıklığa kavuşmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Daha önce Yargıtay içtihatlarında genel görüş düğünde takılan altınların kadına ait olacağı yönündeyken yakın tarihli bir karar ile yeni bir görüş benimsenmiştir. Eski kararlarda ziynet eşyalarının kadına ait olması, düğünde takı takılmasının sosyal ve kültürel açıdan bir karşılıklılık esasına dayandığı, erkeğin yakınlarının ve akrabalarının takmış olduğu takıların doğrudan kadına ait kabul edilmesinin hakkaniyete ve gelenek göreneklere aykırı kabul edileceği düşünülmekteydi. Bu düşünceler doğrultusunda içtihat değişikliğine giden Yargıtay kararına göre;</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8220;<em>Dairemizin önceki içtihatları, “aksine bir anlaşma ya da örf âdet kuralı olmadığı takdirde, düğünde kim tarafından hangi eşe ne verilirse verilsin, ne takılırsa takılsın (ziynet eşyası, altın, döviz, TL vs.) bunların hepsi kadına ait sayılır” yönündeydi. Ancak toplumuzun gelenek ve göreneklerinin zamanla değişikliğe uğraması, ekonomik ve hukuksal ilişkilerin dinamik yapısı ve özellikle; düğünlerde kadına özgü ziynet eşyalarının dışında, ortak bir yaşam kurma aşamasında olan eşlere maddî katkı sağlamak amacıyla, ekonomik değeri olan başka şeylerin de takılması/verilmesi, dikkate alınarak, düğünde eşlere takılan/verilen ve ekonomik değeri olan eşyalarla ilgili davalarda, <u>Dairemizin içtihatlarında değişikliğe gidilmesi zorunluluğu doğmuştur</u>. Bu konuda Dairemizin ilkesel nitelikteki yeni görüşüne göre;<strong> “Taraflar arasında ziynet eşyalarının paylaşımı konusunda <u>anlaşma mevcut ise paylaşım bu anlaşmaya göre</u> gerçekleştirilir. Ziynet eşyalarının paylaşımı konusunda taraflar arasında <u>anlaşma bulunmadığı takdirde yerel örf ve adetin varlığı iddia ve ispat edilirse bu kurala göre paylaşım gerçekleştirilir.</u> <u>Aksi takdirde erkeğe ve kadına takılan/verilen ve ekonomik değer taşıyan her şey kural olarak kendilerine aittir.</u> Ne var ki takılar içinde karşı cinse özgü (kadına ya da erkeğe özgü) bir şey varsa o cinse verilmiş sayılır. Özgü olma konusunda çekişme varsa ve gerektiğinde bilirkişi incelemesi yapılmalıdır. Bilirkişi incelemesi sonucunda o şeyin her iki cinse özgü olduğu belirlenmişse o şey takılan/verilen eşe ait olur. <u>Takı sandığı/torbasına konulan ekonomik değer taşıyan şeyin aidiyeti konusunda; konulan şey kadına ya da erkeğe özgü bir şey ise o cinse verilmiş sayılır, o şeyin her iki cinse özgü olduğu belirlenmişse ortak kabul edilmelidir”</u></strong> yönündedir. Uyuşmazlık, tarafların iddia ve savunmaları da dikkate alınarak bu ilkeler doğrultusunda çözülmelidir.</em>&#8221; <strong>(Yargıtay 2. H.D., 04.04.2024, 2023/5704 E., 2024/2402 K.)</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Yargıtay’ın benimsemiş olduğu güncel görüşe göre değerlendirme yapılacak olursa;</p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Öncelikle taraflar arasında ziynet eşyalarının paylaşımına ilişkin herhangi bir anlaşma olup olmadığı hususuna bakılması gerekecektir. Söz konusu anlaşmanın varlığının ne şekilde ispatlanacağı, eşler arasındaki anlaşmanın ne şekilde düzenlenmesi gerektiği hususlarında ise henüz bir netlik bulunmamaktadır.</li>



<li>Taraflar arasında anlaşma bulunmaması halinde bakılacak bir diğer şey ise yerel örf ve adetlerin ne olduğudur. Ancak belirtmek gerekir ki eşlerden birinin yerel örf ve adetlere dayanarak talepte bulunursa bu husus gündeme gelecektir. Yerel örf ve adetler uyarınca talepte bulunan eşin aynı zamanda dayandığı örf ve adet kurallarını da ispatlaması gerekecektir.</li>



<li>Şayet tarafların arasında bir anlaşma bulunmuyor ve taraflar taleplerini yerel örf ve adetlerin gereğine dayandırmıyorsa;</li>



<li>Kadına özgülenenler kadına ait, erkeğe özgülenebilecek olanlar ise erkeğe ait kabul edilecektir. Örneğin bir bilezik takılması halinde kadına özgülenebilir mahiyette bir ziynet eşyası olduğundan bileziğin kadına ait olduğu kabul edilmektedir. Bir erkek saati hediye edildiği takdirdeyse eşyanın niteliği gereği erkeğe özgülenebilir olduğundan erkek eşe ait olduğu kabul edilmektedir.</li>



<li>Bunun haricinde, bir cinsiyete özgülenebilir nitelikte olmayan çeyrek altın, tam altın gibi takılar hangi eşe takıldıysa ona ait kabul edilmektedir.</li>



<li>Günümüz geleneklerinden olan takıların herhangi bir eşe takılmaksızın ortak takı kutusuna atılması durumunda ise; eşyanın özgülenebilir olması halinde özgülenen eşe ait, özgülenebilir nitelikte olmayan takılar ise eşlerin ortak malı olarak kabul edilmektedir.</li>
</ul>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity"/>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Ziynet Eşyaları Talepli Dava</strong></h2>



<p class="wp-block-paragraph">Ziynet eşyaları talebi boşanma davası kapsamında ileri sürülebilmekle birlikte, boşanma sonuçlandıktan sonra ayrı bir dava ile talep konusu yapılabilmektedir. Boşanma davası kapsamında ziynet eşyalarının iadesinin talep edilmesi halinde boşanma davasının anlaşmalı veya çekişmeli olma durumu önem arz etmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Anlaşmalı boşanma davası çerçevesinde eşler boşanma ve boşanmanın fer’ileri hususunda yazılı bir protokolle anlaşmaya varabilmektedir. Anlaşılması zorunlu olan hususlar yasada düzenlenmiş olup ziynet eşyaları zorunlu kabul edilen unsurlardan değildir. Ancak eşlerin bu konuda da anlaşmaya varmaları ve anlaşma iradelerini protokole yansıtmaları mümkündür. Eşlerin ziynet eşyaları konusunda anlaşma sağlamış olmaları halinde mahkemece herhangi bir araştırma ve incelemeye gerek kalmaksızın ziynet eşyalarının akıbetine protokol doğrultusunda karar verilebilmektedir. ( Anlaşmalı Boşanma Davası hakkında detaylı bilgi edinmek için; <a href="https://birikkenhukuk.com.tr/aile-hukuku/anlasmali-bosanma-davasi/">tıklayınız.</a>)</p>



<p class="wp-block-paragraph"> Çekişmeli boşanma davası kapsamında talep halinde ise Yargıtay içtihatları doğrultusunda mahkemece araştırma yapılacak ve tarafların ispat araçlarına göre değerlendirme yapılarak hüküm tesis edilecektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ziynet eşyalarının mümkünse aynen, mümkün değilse nakden iadesi ayrı bir dava ile de talep edilebilmektedir. Ayrı bir dava açılması halinde görevli mahkeme Aile Mahkemeleri, yetkili mahkeme ise genel yetki kuralı uyarınca davalının yerleşim yeri mahkemesi olmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Nakden iade edilmesi halinde talep edilen ziynet eşyalarının türü ve miktarı önem arz etmekle birlikte, fiili ödeme günündeki nakdi karşılığının dikkate alınması gerekecektir. Uygulamada ise; iade yükümlülüğü olan eşin elinde ziynet eşyalarının aynının bulunmaması halinde dahi ziynet eşyalarının aynen iadesi yönünde hüküm tesis edilebilmektedir. Bu halde iade yükümlülüğü olan eşin hükmedilen ziynet eşyalarının aynını iade etmesi gerekecektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Aynen iadeye hükmedilmesi halinde, hükmün kurulması aşamasında ziynet eşyalarının türü, miktarı, ağırlığı ve niteliğinin ve yine varsa para olarak takılan takıların miktarının ve hangi para birimi olduğunun da açıkça belirtilmiş olması önem arz etmektedir.</p>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity"/>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Ziynet Eşyaları Mal Paylaşımına Dahil Edilebilir Mi?</strong></h2>



<p class="wp-block-paragraph">Düğün esnasında takılan takıların aidiyeti bağışlama niteliğindedir. Bağışlanan eşyalar mal rejimi kapsamında kişisel mallardan kabul edilmektedir. Türk hukukunda kural mal rejimi “edinilmiş mallara katılma rejimi” olup mal rejimi tasfiyesinde eşlerin kişisel malları tasfiyeye dahil edilmemektedir. Dolayısıyla ziynet eşyalarının mal rejimi tasfiyesi kapsamında talep edilmesi mümkün olmamaktadır.</p>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity"/>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Düğünde Takılan Takıların İspatı</strong></h2>



<p class="wp-block-paragraph">Ziynet eşyaları talepli davada talep edilen ziynet eşyaların nitelik ve miktarlarının belirtilmesi büyük önem arz etmektedir. Yine Yargıtay içtihadı doğrultusunda değerlendirmek gerekirse kadına veya erkeğe özgülenemeyen takılar kime takıldıysa ona ait kabul edilmektedir. Hangi takının veya paranın kime takıldığını tarafların ispatlaması gerekecektir. Bu hususun ispatı açısından uygulamada sıkça kullanılan deliller ise; düğün videoları, düğünde çekilmiş fotoğraflar veya tanıklardır. Fotoğrafların, videoların ve varsa tanık beyanlarının birlikte değerlendirilmesi ile aidiyetin tespiti sağlanacaktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ziynet eşyaları talepli davada bir diğer ispat konusu ise takıların dava tarihi itibariyle kimde bulunduğu ve ziynet eşyalarının bozdurulup bozdurulmadığı hususudur. Evlilik birliği içerisinde eşler evlilik giderlerine ilişkin ziynet eşyalarını bozdurmak suretiyle başkaca mallar edinmiş olabilirler. Bu konunun da talep eden eş tarafından ispatı gerekmektedir. Bunlar da yine banka veya sair kurum kayıtları ve tanık delilleriyle ispatlanabilecektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şayet eşlerden birine aidiyeti ispatlanan bir ziynet eşyası, evlilik birliği içerisinde kendisine ait olan eş tarafından diğer eşe iade edilmemek suretiyle rızaen teslim edilmiş ve ziynet eşyalarının bedeli ortak ihtiyaçlar için harcanmışsa ve dava aşamasında diğer eş tarafından bu husus ispatlanırsa, diğer eş iade yükümlülüğünden kurtulabilecektir. <strong>(Yargıtay 3. H.D., 04.07.2019, 2019/1799 E., 2019/5672 K.)</strong></p>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity"/>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Ziynet Eşyaları Bozdurularak Ortak İhtiyaçlar İçin Kullanıldıysa Talepte Bulunulabilir mi?</strong></h2>



<p class="wp-block-paragraph">Ziynet eşyalarının evlilik birliği içerisinde bozdurularak eşlerin ortak ihtiyaçları doğrultusunda harcanması mümkündür. Bu durum eşlerin boşanmasının gündeme gelmesi halinde ziynet eşyalarının talep edilebilirliğine engel teşkil etmemektedir. Düğün takıları aidiyetine göre eşlerin kişisel malları olarak kabul edildiğinden, böylesi bir kullanımda, eşlerin birbirlerine borçlanmış olduğu kabul edilmektedir. Örneğin kadın eşin otomobil alınması için kendisine ait olan ziynet eşyalarını kullanması durumunda erkek eşin kadına borçlandığı kabul edilecek ve bu doğrultuda ziynet eşyaları talepleri değerlendirilecektir. Ancak dikkat etmek gerekir ki; bu durumda erkek eşin borçlanması tüm ziynet eşyaları açısından değil yalnızca kadına ait kabul edilen ziynet eşyaları kadar olacaktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yukarıda belirtmiş olduğumuz üzere ziynet eşyalarının diğer eşe, iade edilmemek üzere ve ortak ihtiyaçlar için kullanılması maksadıyla teslim edilmiş olması ve bu hususun diğer eş tarafından ispatlanmış olması durumunda diğer eşin iade yükümlülüğü ortadan kalkacaktır.<br><br></p>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity"/>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Terditli Davada Ziynet Eşyalarının Nakden İadesine Karar Verilebilir Mi?</strong></h2>



<p class="wp-block-paragraph">Ziynet eşyalarının, davacı tarafça terditli olmak suretiyle aynen iadesi mümkün olmaması halinde nakden iadesi talep edilebilmektedir. Terditli talep halinde ziynet eşyalarının nakden iadesine hükmedilirken eşyaların karşılığının dava tarihindeki değeri esas alınmakta ve iade talep eden taraf hak kaybına uğrayabilmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ziynet eşyalarının iadesinin terditli şekilde talep olunması halinde Yargıtay içtihatları doğrultusunda mahkemece tek bir hüküm kurulması gerektiği öngörülmüştür. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 27.02.2022 tarihli, 2022/724 Esas ve 2022/7543 Karar sayılı ilamı bu yöndedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>‘’Davacının talebi davaya konu ziynet eşyalarının aynen iadesi, olmadığı takdirde infaz tarihindeki bedelinin tahsiline ilişkin olup, aynen iadeye karar verildiğinde aynen iadenin mümkün olmaması halinde İİK m. 24 gereğince işlem yapılacağının tabii bulunmasına ve bu nedenle&nbsp;terditli olan&nbsp;ikinci talepte davacının hukuki yararının bulunmaması nedeniyle davacının aynen iade talebi gözetilerek ziynet eşyalarının aynen iadesine karar verilmesi ile yetinilmesi gerekirken&nbsp;mahkemece HMK m. 26 gözetilmeksizin talebin dışına çıkılarak&nbsp;dava tarihindeki bedele hükmedilmesi doğru görülmemiş, kararın bu nedenle bozulmasına&nbsp;karar verilmesi gerekmiştir.”</em></strong><strong></strong></p>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity"/>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Ziynet Eşyalarına İlişkin İcra Takibinde Bedel Tespiti</strong></h2>



<p class="wp-block-paragraph">Ziynet eşyalarının aynen iadesine karar verilmesi halinde icra takibi İcra ve İflas Kanunu’nun 24. Maddesi kapsamında başlatılmalıdır. Her ne kadar malın aynen teslimi talep edilse dahi, borçlu eş ziynet eşyalarının aynının elinde bulunmadığını bildirirse bu takdirde İİK 24/4 hükmünün uygulanması gerekecektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>“Yedinde bulunmazsa ilamda yazılı değeri alınır. Vermezse ayrıca icra emri tebliğine hacet kalmaksızın haciz yoliyle tahsil olunur. Taşınır malın değeri, ilamda yazılı olmadığı veya ihtilaflı bulunduğu takdirde, icra memuru tarafından haczin yapıldığı tarihteki rayice göre takdir olunur.”</em></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Malın değerinin ilamda yazılı bulunmaması ve dahi hak kaybı yaşanmaması için nakden ödeme yapılacak olması durumunda hüküm gereği icra dairesince haciz tarihindeki rayiç değere göre bedel tespiti yapılarak haciz tatbik edilmesi gerektiği öngörülmüştür.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hükümde yer alan <strong><em>“taşınır malın bedelinin ilamda yazılı olmaması durumu”</em></strong> önem arz etmektedir. Uygulamada davaya esas değerin tespiti ve harç ikmali sebebiyle mahkemelerce aynen iadeye ilişkin karar tesis edilirken hakkında hüküm kurulan ziynet eşyasının niteliğinin yanında dava tarihindeki değeri de yazılmaktadır. Bu durum uygulamada karşılıklığa yol açmış olmakla birlikte Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararı ile açıklığa kavuşmuştur.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>“…İİK’nın 24. maddesinin 4. fıkrasındaki “taşınır malın değeri ilamda yazılı olmadığı” düzenlemesi anlamında ilamda ziynet eşyalarına ilişkin değerlerin yazılı olduğunun kabul edilebilmesi için &#8220;taşınır malın aynen teslimine, bulunamazsa bedeli olan şu kadar liranın ödenmesine&#8221; şeklinde terditli bir hüküm kurulması gerekir.</em></strong><em>&nbsp;Ancak takip dayanağı ilamda sadece aynen iadeye hükmedilmiş olup, bulunamadığı takdirde ne kadar lira bedelin tahsil edileceğine hükmedilmemiş, terditli bir hüküm kurulmamıştır.&nbsp;</em><em><u>İlamda gösterilen değerler ise harcın hesaplanması için gösterildiğinden taşınır malın değeri ilamda yazılı sayılamaz.</u></em><em>&nbsp;İlamda harcın hesaplanabilmesi için gösterilen değerlerin ziynet eşyalarının başına yazılmış olması da, mahkemenin verdiği kararı değiştirmez. …”</em><strong><em>(Yargıtay HGK, 15.06.2021, 2017/1678 E., 2021/757 K.)</em></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Hükme göre; mahkeme ilamında <em>“ziynet eşyalarının aynen iadesine”</em> hükmedilmesi halinde ilamda gösterilen değerlerin harcın hesaplanabilir olması sebebiyle belirtildiği, <em>“aynen iadesine, bu mümkün değilse şu kadar bedelinin ödenmesine”</em> şeklinde hüküm tesis edilmediği takdirde borçlu, dava tarihindeki bedeli ödeyerek borçtan kurtulamayacağı kabul edilmektedir.</p>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity"/>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Düğün Takıları Talebinde Zamanaşımı</strong></h2>



<p class="wp-block-paragraph">Ziynet eşyaları taleplerinin boşanma davasından ayrı bir dava ile ileri sürülmesi halinde ziynet eşyaları davası niteliği gereği bir alacak davası olduğundan dolayı zamanaşımı süresi gündeme gelmektedir. Ziynet eşyalarının aynının veya bedelinin ödenmesi talepli dava genel hükümlerde öngörülen 10 yıllık zamanaşımına tabidir. Zamanaşımı süresi boşanma kararının kesinleşmesinden itibaren işlemeye başlayacaktır.</p>
<p><a href="https://birikkenhukuk.com.tr/aile-hukuku/bosanmada-ziynet-esyalari/">Boşanmada Ziynet Eşyaları</a> yazısı ilk önce <a href="https://birikkenhukuk.com.tr">Birikken Hukuk Bürosu - Av. Alperen Birikken</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://birikkenhukuk.com.tr/aile-hukuku/bosanmada-ziynet-esyalari/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
