İçeriğe geç
Anasayfa » Kooperatif Hukuku » Kooperatif Hissesinin Haczi

Kooperatif Hissesinin Haczi

Kooperatifler, ortaklarının ekonomik menfaatlerini ve özellikle meslek veya geçim faaliyetlerine ait ihtiyaçlarını karşılıklı yardım, dayanışma ve kefalet suretiyle sağlamak amacıyla kurulan, tüzel kişiliğe sahip ve ortak sayısı değişebilen ortaklıklardır. Bu yapı içinde ortağın kooperatifteki hissesi, klasik anlamda bir taşınır veya taşınmaz mal değil, kooperatif ile ortak arasındaki üyelik ilişkisinden doğan hak ve yükümlülükler bütünüdür. Bu özgün hukuki nitelik, kooperatif ortağının alacaklıları tarafından bu hissenin haczedilip haczedilemeyeceği, haczedilecekse hangi koşullarda ve hangi kapsamda haczedilebileceği sorusunu, uygulamada sıkça karşılaşılan ve teknik ayrıntıları önem taşıyan bir mesele hâline getirmektedir.

Bu çalışmada, kooperatif hissesinin haczi meselesi; ortağın kooperatif payının doğrudan haczi, kooperatif borçlarından dolayı ortağın kişisel sorumluluğu ve bu sorumluluğun harekete geçirilme koşulları, icra takibinde taraf olmayan ortakların mal varlığının haczi ve ferdileştirme sonrası uygulanan hacizlerin akıbeti başlıkları altında, yerleşik yargısal uygulama esas alınarak incelenecektir.

I. Kooperatif Ortağının Payının Doğrudan Haczi

Kooperatifler Kanunu’nun ilgili hükümleri uyarınca, kooperatif ortağının şahsi alacaklılarının kooperatif nezdindeki payı haczettirme imkânı önemli ölçüde sınırlandırılmıştır. Buna göre kooperatif ortağının alacaklıları, kural olarak yalnızca iki kalemi haczettirebilir: ortağın faiz ile gelir-gider farkından hissesine düşen tutar ve kooperatifin dağılması hâlinde ortağa ödenecek tasfiye payı. Ortağın kooperatif nezdindeki asıl payının, yani üyelik hakkının bizzat haczi ise ancak iki istisnai durumda mümkün hâle gelir: ortağın “ferdi münasebete” geçmiş olması (kendisine tahsis edilen bağımsız bölümün ferdileştirilmiş olması) veya kooperatifin herhangi bir sebeple dağılmış olması. Bu iki şart gerçekleşmedikçe, ortağın kooperatif payının doğrudan haczi hukuken mümkün değildir.

Bu sınırlama yalnızca asıl ortaklık hakkı için değil, sonradan tanınan ikinci bir ortaklık hakkı için de aynı şekilde geçerlidir. Ayrıca söz konusu kural kamu düzenine ilişkin kabul edildiğinden, buna aykırı şekilde konulan bir haciz süreye bağlı olmaksızın her zaman şikâyet konusu edilebilir. Daha önce verilmiş bir bozma ilamına uyulmuş olması dahi, bu ilam maddi bir hataya dayanıyorsa, usuli kazanılmış hak teşkil etmez ve konu yeniden değerlendirilebilir. Taraflar arasındaki sözleşme veya kooperatif ana sözleşmesi ile de bu koruma bertaraf edilemez; zira düzenleme emredici niteliktedir.

II. Kooperatif Borçlarından Dolayı Ortağın Kişisel Sorumluluğu

A. Sorumluluğun Sınırlı Niteliği ve Kural

Kooperatif hissesinin haczinden ayrı olarak, uygulamada sıkça karşılaşılan bir başka mesele de kooperatifin kendi borçları dolayısıyla, kooperatif alacaklılarının doğrudan ortakların kişisel mal varlığına başvurup başvuramayacağıdır. Bu konudaki temel ilke, ana sözleşmede aksine bir hüküm bulunmadıkça kooperatifin alacaklılarına karşı yalnızca kendi mal varlığıyla sorumlu olduğu yönündedir. Bu ilke, kooperatif alacaklılarının ortakların kişisel mal varlığına başvurma imkânını temelde ortadan kaldırır; aksi yöndeki bir yorum, kooperatiflerin kuruluş amacına ve mahiyetine aykırı düşer. Bu değerlendirme, anonim şirketlerdeki sermaye ortaklığı ilkesiyle de paraleldir; sermaye borcunu ödemiş ortaklar, ne şirkete ne de şirket alacaklılarına karşı kişisel olarak sorumlu tutulabilir.

KOOPERATİF BORÇLARINDAN DOLAYI SORUMLULUK HAKKINDA DETAYLI BİLGİ EDİNMEK İÇİN; TIKLAYINIZ.

B. Ortağa Başvurulabilmesinin Koşulları: Aciz Vesikası Zorunluluğu

Ortağın sorumluluğunun hangi aşamada ve hangi belgeye dayanılarak talep edilebileceği de ayrıca önem taşır. Kooperatifin tasfiye edilmiş ve ticaret sicilinden silinmiş olması, tek başına ortağa başvuru için yeterli değildir. Alacaklının ortaklara başvurabilmesi için öncelikle kooperatif aleyhine icra takibi yapılmış olması ve bu takibin sonuçsuz kalması, diğer bir ifadeyle usulüne uygun bir aciz vesikası (geçici veya kesin aciz belgesi) elde edilmiş olması gerekir.

Geçici ve kesin aciz belgesi arasındaki fark da bu bağlamda belirleyicidir. Haczedilen malların icraca takdir edilen kıymetinin alacağı karşılamadığının anlaşılması hâlinde düzenlenen haciz tutanağı geçici aciz belgesi hükmündedir; buna karşılık borçlunun haczi kabil hiçbir malının bulunmadığı haciz tutanağında açıkça belirtilmişse, bu tutanak doğrudan kesin aciz belgesi niteliği taşır ve ayrıca bir belge düzenlenmesine gerek kalmaz. Alacaklının böyle bir belgeye sahip olmadığı ve takibin kısmen dahi semeresiz kaldığının ispatlanamadığı durumlarda, ortaklara karşı açılan bir dava zamansız (erken) açılmış sayılır. Bu ilkenin sonucu, kooperatif alacaklısının ortağa başvuru hakkının ancak belirli bir sıra dahilinde -önce kooperatife, sonuç alınamazsa ortağa- ve usulüne uygun bir aciz vesikasına dayanılarak kullanılabileceğidir.

III. Ferdileştirme Sonrası Konulan veya Devam Eden Hacizlerin Akıbeti

Kooperatif hissesinin haczi bağlamında son olarak, kooperatife ait taşınmazlar üzerinde kooperatif tüzel kişiliği borçlu iken konulan hacizlerin, sonradan gerçekleşen ferdileştirme sürecinden nasıl etkileneceği sorunu gündeme gelmektedir. Taşınmazlar kooperatif tüzel kişiliği adına kayıtlı iken konulan hacizlerin ardından, taşınmazların ferdileştirme yoluyla kooperatif üyeleri adına hacizli olarak tapuya tescil edilmesi hâlinde, kooperatif üyeleri bu aşamadan sonra üçüncü kişi sıfatında sayılmaz ve kooperatifin borçlarından bağımsız kalamazlar.

Bununla birlikte, hacizlerin ayakta kalabilmesi, İcra ve İflas Kanunu’nun süreye ilişkin emredici hükümlerine uyulmuş olması şartına bağlıdır. Alacaklının, haczolunan mal taşınır ise hacizden itibaren altı ay, taşınmaz ise hacizden itibaren bir yıl içinde satış talebinde bulunması gerekir; bu süre içinde satış istenmez veya talep geri alınıp yenilenmezse, o mal üzerindeki haciz kendiliğinden düşer. Bu sonuç, ferdileştirme sonrasında da geçerliliğini korur; diğer bir deyişle ferdileştirme, haczin geçerliliğini kendiliğinden ortadan kaldırmasa da, alacaklının kanuni satış isteme süresini kaçırmış olması hâlinde haciz, ferdileştirmeden sonra dahi düşmüş sayılır.

Sonuç

Sonuç olarak, kooperatif hissesinin haczi meselesi, hem kooperatifler hukukunun ortaklık yapısına özgü koruyucu düzenlemeleri hem de icra ve iflas hukukunun genel ilkeleriyle iç içe geçmiş, çok yönlü bir inceleme gerektirmektedir. Uygulayıcıların, somut olayda ortağın ferdi münasebete geçip geçmediğini, kooperatifin dağılıp dağılmadığını, alacaklının kooperatife karşı aciz vesikası elde edip etmediğini ve varsa hacizlerin yasal satış istem sürelerine uygun şekilde takip edilip edilmediğini ayrı ayrı değerlendirmesi gerekmektedir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir