İçeriğe geç
Anasayfa » Tüm Makaleler » Kooperatifin İhyası Davası

Kooperatifin İhyası Davası

kooperatifin ihyası davası hakkında tartışan insanlar

Kooperatifler, ortaklarının belirli ekonomik ihtiyaçlarını karşılıklı yardımlaşma ve dayanışma yoluyla gidermek amacıyla kurulan, tüzel kişiliğe sahip özel hukuk kişileridir. Her tüzel kişi gibi kooperatifler de doğar, faaliyet gösterir ve bir gün sona erer. Sona erme; genel kurul kararı, amacın gerçekleşmesi veya gerçekleşmesinin imkânsız hâle gelmesi, ortak sayısının kanuni asgarinin altına düşmesi, iflas gibi çeşitli sebeplerle gerçekleşebileceği gibi, kanunun öngördüğü bazı hâllerde idari bir işlemle, yani ticaret sicilinden resen terkin yoluyla da meydana gelebilmektedir. Tüzel kişiliğin ticaret sicilinden silinmesiyle birlikte kooperatif, hak ve fiil ehliyetini, dolayısıyla dava açma ve davada taraf olma yeteneğini kaybeder.

Ancak uygulamada sıklıkla karşılaşılan bir durum söz konusudur: sicilden silinmiş görünen bir kooperatifin, silinmeden önce veya sonra ortaya çıkan hukuki ilişkileri hâlâ çözüme kavuşturulmayı beklemektedir. Bir alacaklının alacağını tahsil edebilmesi, bir üyenin hakkını arayabilmesi, kooperatife ait bir taşınmazın tapu işlemlerinin yürütülebilmesi veya kooperatif aleyhine ya da lehine açılmış bir davanın sonuçlandırılabilmesi için, tüzel kişiliği sona ermiş kooperatifin yeniden hukuk âlemine “diriltilmesi” gerekmektedir. İşte bu hukuki mekanizmaya “ihya” denilmekte ve bu amaçla açılan davaya da uygulamada “kooperatifin ihyası davası” adı verilmektedir.

Bu makalede, kooperatifin ihyası davasının hukuki temeli, dayandığı mevzuat hükümleri, davanın iki farklı görünüm biçimi, tarafları, dava şartları, süre meselesi, yargılama usulü ve ihya kararının sonuçları; konuya ilişkin yüksek yargı içtihatları ve Anayasa Mahkemesi’nin verdiği bir iptal kararı ışığında ayrıntılı biçimde ele alınacaktır.

1. Kooperatifin Tüzel Kişiliğinin Sona Ermesi ve Ticaret Sicilinden Terkin

Kooperatiflerin tasfiyesi, temel olarak 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu’nda yer alan özel hükümlere tabidir. Ancak Kooperatifler Kanunu’nun 98. maddesinin 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’na yaptığı atıf nedeniyle, kooperatiflerin tasfiyesinde, kendi kanununda düzenlenmeyen hususlarda anonim şirketlere ilişkin tasfiye hükümleri kıyasen uygulama alanı bulmaktadır. Türk Ticaret Kanunu’nun 536 ilâ 548. maddelerinde düzenlenen bu tasfiye usulü; tasfiye memurlarının atanması, envanter ve bilanço çıkarılması, alacaklıların alacaklarını bildirmeye davet edilmesi, malvarlığının paraya çevrilmesi, borçların ödenmesi, kalan varlığın ortaklara dağıtılması ve nihayet unvanın ticaret sicilinden terkin edilmesi aşamalarından oluşan, oldukça ayrıntılı ve koruyucu bir süreçtir. Bu sürecin temel amacı, tasfiye edilen kooperatifin alacaklılarının haklarının korunması ve alacaklarını kooperatif malvarlığından tahsil edebilmelerinin güvence altına alınmasıdır.

Ne var ki uygulamada, pek çok kooperatif bu ayrıntılı ve maliyetli tasfiye sürecini hiç işletmeden, fiilen faaliyetini durdurmuş, ancak resmî kayıtlarda “hayatta” görünmeye devam etmiştir. Kanun koyucu, sicil kayıtlarının fiilî durumu yansıtmasını sağlamak amacıyla 6102 sayılı Kanun’a 6335 sayılı Kanun’la eklenen geçici 7. madde ile istisnai ve basitleştirilmiş bir terkin usulü getirmiştir. Bu maddeye göre; sermayelerini kanunda öngörülen tutarlara çıkarmamış şirketler, münfesih olan veya münfesih sayılan anonim ve limited şirketler, Kooperatifler Kanunu hükümlerine göre herhangi bir sebeple dağılmış sayılan kooperatifler ile aralıksız son beş yıla ait olağan genel kurul toplantılarını yapamayan şirket ve kooperatifler, kanunda öngörülen ihtar ve ilan usullerine uyulmak suretiyle, genel tasfiye usulüne gidilmeksizin ticaret sicilinden resen terkin edilebilmektedir.

Bu istisnai terkin usulünün en önemli özelliği, terkin işleminin -kural olarak- alacaklıların alacaklarının tahsiline veya kooperatifin malvarlığının tasfiyesine bağlı olmaksızın gerçekleştirilebilmesidir; şirket veya kooperatifin borçlarının bulunması, terkine engel değildir. Bunun karşılığında kanun koyucu, terkin edilen tüzel kişinin sonradan ortaya çıkabilecek malvarlığının terkin tarihinden itibaren on yıl sonra Hazineye geçeceğini ve Hazinenin bu tüzel kişilerin borçlarından sorumlu tutulamayacağını hükme bağlamıştır. Yine aynı düzenleme, terkin edilen şirket veya kooperatifin alacaklılarına ve hukuki menfaati bulunanlara, haklı sebeplere dayanarak mahkemeye başvurup şirket veya kooperatifin ihyasını isteme imkânı tanımıştır. İşte kooperatifin ihyası davasının doğrudan yasal dayanağını bu hüküm oluşturmaktadır.

Geçici 7. maddenin ikinci fıkrası ayrıca önemli bir güvence içermektedir: davacı veya davalı sıfatıyla derdest bir davası bulunan şirket ve kooperatifler hakkında bu madde kapsamında resen terkin işlemi yapılamaz. Bir kooperatifin taraf olduğu görülmekte olan bir dava varken buna rağmen resen terkin gerçekleştirilmişse, bu terkin işlemi hukuka aykırı sayılır. Buna karşılık, terkin şartlarının tümüyle gerçekleştiği bir kooperatif hakkında usulüne uygun şekilde terkin kararı verildikten sonra kooperatife karşı yeni bir dava açılmış olması, önceki terkin işlemini sakatlamaz.

2. İhya Kavramının Anlamı ve Hukuki Niteliği

Sözlük anlamıyla “yeniden canlandırma, diriltme” anlamına gelen ihya, hukuki terim olarak, ticaret sicilinden silinmiş bir şirket veya kooperatifin yeniden sicile tescil edilerek tüzel kişilik kazanmasını ve bu suretle hukuki işlemlere taraf olabilir hâle gelmesini sağlayan kurumu ifade eder. İhya davası sonucunda verilen karar, terkin edilmiş olan tüzel kişiyi -sınırlı veya sınırsız biçimde- yeniden hukuk âlemine kavuşturan kurucu nitelikte bir karardır.

İhya talebine dayanak oluşturan “haklı sebepler” kanunda sınırlı sayıda belirtilmemiştir; bu kavram geniş yorumlanmaktadır. Uygulamada karşılaşılan haklı sebeplere örnek olarak; terkin işleminin kanunda öngörülen usule uyulmadan gerçekleştirilmiş olması, terkin edilen tüzel kişiye ait bazı aktiflerin (taşınmaz, alacak, hak vb.) sonradan ortaya çıkması, tüzel kişinin eski organlarına karşı sorumluluk davası açılması ihtiyacı, tüzel kişi lehine veya aleyhine bir dava ya da icra takibi açılmasının gerekmesi gibi hâller sayılabilir. Bütün bu örneklerde ortak nokta, kooperatifin hukuken var olmasını zorunlu kılan somut bir hukuki ihtiyacın ortaya çıkmış olmasıdır.

Konuya ilişkin yüksek yargı içtihatlarında, ihya davasının aslında tek bir tip olmadığı, terkin işleminin hukuka uygun olup olmamasına göre iki farklı hukuki nitelik taşıdığı vurgulanmaktadır. Bu ayrım, davanın usulü ve sonuçları bakımından belirleyici öneme sahiptir.

2.1. Hukuka Aykırı Terkin Sebebiyle Açılan Kooperatifin İhyası Davası

Kooperatifin ticaret sicilinden terkini sırasında geçici 7. maddede öngörülen usul ve esaslara uyulmamışsa -örneğin kooperatifin taraf olduğu derdest bir dava bulunmasına rağmen resen terkin yapılmışsa veya kanunda aranan ihtar-ilan prosedürü işletilmemişse yahut münfesih sayılmayı gerektiren şartlar hiç gerçekleşmemişken kooperatif hatalı biçimde terkin kapsamına alınmışsa- bu durumda terkin işlemi baştan itibaren hukuka aykırıdır.

Bu tür bir sakatlığa dayanılarak açılan ihya davasında davacı, aslında terkin işleminin iptalini talep etmektedir. Mahkemece talebin kabulüne karar verilmesi hâlinde verilecek ihya kararı, niteliği itibarıyla terkin işleminin iptali anlamına gelir ve kooperatif, hukuka aykırı terkin işleminden önceki hukuki statüsüne kavuşur. Bu ihtimalde kooperatif herhangi bir tasfiye sürecine sokulmaz; zira amaç, eksik kalmış tasfiye işlemlerinin tamamlanması değil, doğrudan usulsüz terkinin ortadan kaldırılmasıdır. Dolayısıyla bu tür bir ihya kararıyla birlikte ayrıca tasfiye memuru atanmasına da gerek bulunmamaktadır.

2.2. Hukuka Uygun Terkin Sonrası Ortaya Çıkan İhtilaf Sebebiyle Açılan Kooperatifin İhyası Davası

Buna karşılık, geçici 7. madde kapsamındaki terkin işlemi usulüne tamamen uygun biçimde gerçekleştirilmişse, ancak terkinden sonra kooperatifle ilgili çözümlenmesi gereken bir hukuki uyuşmazlık ortaya çıkmışsa (örneğin kooperatife ait bilinmeyen bir malvarlığı unsuru fark edilmiş, kooperatif aleyhine ya da lehine bir alacak iddiası gündeme gelmiş veya kooperatifin taraf olması gereken bir dava/icra takibi doğmuşsa), bu durumda kooperatifin sona erme sebebi ortadan kalkmamaktadır; terkin işlemi geçerliliğini korumaktadır. Burada talep edilen ihya, terkin işleminin iptali değil, ortaya çıkan hukuki ihtilafın çözümlenebilmesi amacıyla kooperatifin sınırlı bir süre için yeniden tüzel kişilik kazanmasıdır.

Bu ihtimalde verilecek ihya kararı, Türk Ticaret Kanunu’nun 547. maddesinde düzenlenen “ek tasfiye” kurumu kapsamında değerlendirilir. TTK’nın 547. maddesi, tasfiyenin usulüne uygun tamamlanıp kapanmasından sonra bazı ek tasfiye işlemlerinin yapılmasının zorunlu olduğunun anlaşılması hâlinde; son tasfiye memurlarının, yönetim kurulu üyelerinin, ortakların veya alacaklıların, şirket merkezinin bulunduğu yer asliye ticaret mahkemesinden, bu ek işlemler sonuçlandırılıncaya kadar şirketin yeniden tescilini isteyebileceklerini düzenlemektedir. Mahkeme istemi yerinde bulursa, ek tasfiye amacıyla yeniden tescile karar verir ve bu işlemleri yürütmek üzere son tasfiye memurlarını veya yeni bir ya da birkaç kişiyi tasfiye memuru olarak atar.

Bu tür ihya davasında mahkemece talebin kabulüne karar verilmesi hâlinde, TTK’nın 547/2. maddesi gereğince, taraflarca ayrıca talep edilmiş olmasa dahi, tasfiye memuru atanması ve bu husustaki kararın tescil ve ilan edilmesi zorunludur. Zira bu ihtimalde kooperatif her hâlükârda nihai olarak yeniden ticaret sicilinden terkin edilecek bir kooperatiftir; ihya kararıyla birlikte atanan tasfiye memuru, ortaya çıkan ihtilafı sonuçlandırdıktan sonra kooperatifin yeniden terkini işlemlerini de yürütecektir. Bu bakımdan ek tasfiye niteliğindeki ihya, süreklilik arz eden bir yeniden yapılanma değil, geçici ve sınırlı bir tedbirdir; yalnızca ortaya çıkan ihtilafın giderilmesine hizmet eder ve o ihtilaf çözümlendiğinde sona erer.

Ek tasfiyeye ilişkin talep herhangi bir hak düşürücü süreye bağlanmamıştır; bu, ek tasfiye kurumunun kendine özgü niteliklerinden biridir ve aşağıda ele alınacak beş yıllık sürenin yalnızca hukuka aykırı terkine dayalı ihya taleplerini değil, esasen kanundaki özel süre kuralının uygulama alanını bulduğu geçici 7. madde kapsamındaki ihya taleplerini kapsadığı gözetilmelidir.

3. Kooperatif İhyası Davasında Kooperatifin Malvarlığı Araştırmasının Önemi

Kooperatifin ihyası davalarında dikkat edilmesi gereken bir diğer önemli husus, ihyası istenen kooperatifin malvarlığının bulunup bulunmadığının araştırılması gerekliliğidir. Bir kooperatifin tasfiyesinin tamamlanmış sayılabilmesi için, kooperatife ait tüm malvarlığı unsurlarının tasfiye edilmiş, alacaklarının tahsil edilmiş ve borçlarının ödenmiş olması gerekir. İhyası talep edilen kooperatife ait henüz tasfiye edilmemiş bir malvarlığı (örneğin kiraya verilen bir taşınmaz, tahsil edilmemiş bir alacak) bulunduğu iddia ediliyorsa, mahkemenin bu iddiayı araştırmaksızın, salt ihya talebinin gerekçesinin somut biçimde ortaya konulmadığından bahisle davayı reddetmesi doğru bir yaklaşım değildir. Zira malvarlığının bulunması hâlinde tasfiyenin tamamlanmış sayılamayacağı, dolayısıyla davacının ihya talebinde hukuki yararının bulunduğu kabul edilmelidir.

Bu çerçevede, ihyası talep edilen kooperatifin eski yönetim kurulu üyesi veya ortağı sıfatıyla dava açan kişilerin, kooperatife ait malvarlığı bulunduğuna ilişkin iddiaları ciddiye alınmalı; mahkemece bu yönde bir araştırma yapılmadan, sadece ihya talebinin “soyut” kaldığı gerekçesiyle davanın reddedilmesi, eksik incelemeye dayalı bir karar niteliği taşır. Uygulamada mahkemelerin, davacının hukuki yararının varlığını değerlendirirken kooperatifin ticari faaliyetine fiilen devam edip etmediğini, vergi mükellefiyetinin aktif olup olmadığını, üzerine kayıtlı taşınmaz veya başkaca değerli malvarlığı unsurları bulunup bulunmadığını araştırması beklenmektedir.

Öte yandan, kamu idarelerinin taraf olduğu bazı ihya davalarında -örneğin bir kamu kurumunun, kendisine ait bir tesisin (sulama tesisi gibi) hukuki durumunun netleştirilmesi amacıyla, tasfiye edilmeksizin sicilden silinmiş bir kooperatifin ihyasını talep ettiği hâllerde- salt idarenin alacağının somut bir dava veya icra takibine dayanmaması, davanın hukuki yarar yokluğundan reddi için tek başına yeterli görülmemektedir. Bu tür davalarda esas araştırılması gereken husus, kooperatifin tasfiye edilmeksizin silinip silinmediği ve TTK’nın 547. maddesi anlamında ek tasfiyeyi gerektiren işlemlerin bulunup bulunmadığıdır. Kooperatifin malvarlığında hâlâ değerli bir varlık (örneğin bir sulama tesisi) bulunduğu iddia ediliyorsa, bu husus araştırılmadan davanın usulden reddedilmesi hatalı bulunmaktadır.

4. Kooperatifin İhyası Davasının Tarafları

4.1. Kooperatifin İhyası Davasında Davacı

İhya davasını açabilecek kişiler, kanunda “alacaklılar” ve “hukuki menfaati bulunanlar” olarak belirlenmiştir. Bu geniş çerçeve içinde; kooperatiften alacaklı olan üçüncü kişiler, kooperatifin eski ortakları, eski yönetim kurulu üyeleri, kooperatife karşı bir hak iddiasında bulunmak isteyen kişiler ile kooperatifle ilgili bir kamu işleminin (örneğin bir kamu tesisinin devri, bir taşınmazın tescili gibi) tamamlanabilmesi için taraf teşkiline ihtiyaç duyan kamu idareleri davacı sıfatını haiz olabilir. Davacının, ihya talebinde bulunmakta somut ve güncel bir hukuki menfaatinin bulunduğunu ortaya koyması beklenir; ancak bu menfaatin varlığı değerlendirilirken, yukarıda değinildiği üzere, kooperatifin malvarlığı durumu gibi maddi olgular da gerektiğinde mahkemece resen araştırılmalıdır.

4.2. Kooperatifin İhyası Davasında Davalı

İhya davasının kime karşı açılacağı hususu, davanın niteliğine göre değişkenlik gösterebilmekle birlikte, uygulamada davanın ilgili Ticaret Sicili Müdürlüğüne karşı açılması esastır; zira terkin işlemini gerçekleştiren ve kooperatifin yeniden tesciliyle ilgili işlemleri yürütecek olan kurum budur. Bazı içtihatlarda, tasfiye memurunun da davada hasım olarak gösterilmesi gerektiği vurgulanmaktadır.

5. Kooperatifin İhyası Davasında Görevli ve Yetkili Mahkeme

İhya davaları, gerek hukuka aykırı terkine dayalı ihya davaları gerekse TTK’nın 547. maddesi kapsamındaki ek tasfiye niteliğindeki ihya davaları bakımından, ticari dava niteliği taşımaktadır ve kooperatifin (veya şirketin) merkezinin bulunduğu yerdeki Asliye Ticaret Mahkemesinde açılır. Asliye Ticaret Mahkemesinin bulunmadığı yerlerde bu davalara Asliye Hukuk Mahkemeleri ticaret mahkemesi sıfatıyla bakmaktadır.

6. Kooperatifin İhyası Davasında Süre

Kanun koyucu, geçici 7. madde kapsamında terkin edilen şirket ve kooperatiflerin ihyası için mahkemeye başvuru imkânını, sicilden silinme tarihinden itibaren beş yıllık bir süreyle sınırlandırmıştı. Bu düzenlemenin amacı, geçici 7. madde kapsamındaki istisnai ve basitleştirilmiş terkin usulünün sonuçlarının makul bir süre içinde kesinleşmesini, sicil kayıtlarının belirsiz biçimde uzun süre tartışmalı kalmamasını sağlamaktı.

Ne var ki bu beş yıllık sürenin başlangıcının “silinme tarihi” olarak belirlenmesi, uygulamada ciddi hak kayıplarına yol açabilecek bir sorunu beraberinde getirmiştir. Zira alacaklıların veya hukuki menfaati bulunan kişilerin, kooperatifin (veya şirketin) sicilden silindiğinden haberdar olmaları, çoğu zaman terkin işleminin gerçekleştiği anda değil, çok daha sonra, örneğin alacaklarını takip etmek istedikleri veya bir hakkı ileri sürmek zorunda kaldıkları anda mümkün olabilmektedir. Kuralın, alacaklının veya menfaat sahibinin terkin işleminden veya kendisine ait talep hakkından haberdar olup olmadığına bakılmaksızın, süreyi mutlak biçimde silinme tarihinden başlatması; beş yıllık sürenin dolmasından sonra durumu öğrenen kişiler bakımından ihya yolunu fiilen işlevsiz hâle getirebilmekteydi.

Bu sorun, çeşitli asliye ticaret mahkemelerinin, kendi önlerindeki ihya davalarında uygulamaları gereken beş yıllık süre kuralını Anayasa’ya aykırı bularak Anayasa Mahkemesine itiraz yoluyla başvurmalarına yol açmıştır. Anayasa Mahkemesi, konuyu Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkı ve bu hakla bağlantılı olarak Anayasa’nın 40. maddesinde düzenlenen etkili başvuru hakkı çerçevesinde değerlendirmiştir.

Anayasa Mahkemesi’nin gerekçesine göre; sicilden silinen şirket ve kooperatiflerden alacaklı olanların bu alacakları, Anayasa’nın 35. maddesi anlamında mülkiyet hakkı kapsamında korunan bir değerdir. Anayasa’nın 40. maddesi ise, devlete, bu tür hakların ihlali hâlinde etkili bir başvuru yolu oluşturma yükümlülüğü yüklemektedir. Bir başvuru yolunun etkili sayılabilmesi için yalnızca mevzuatta öngörülmüş olması yeterli değildir; aynı zamanda uygulamada da gerçek bir başarı şansı sunması gerekir.

Beş yıllık sürenin, alacaklıların ya da hukuki menfaati bulunanların terkin işleminden veya taleplerinin ortaya çıkışından haberdar olup olmadıklarına bakılmaksızın, mutlak biçimde silinme tarihinden itibaren işlemeye başlaması; bu kişilerin, haklı taleplerinin ortaya çıktığı veya bundan haberdar oldukları tarih süre dolduktan sonra ise, ihya yoluna hiç başvuramamaları sonucunu doğurabilecek niteliktedir. Bu durum, ihya yolunu -kuramsal olarak var olsa da- fiilen işlevsiz kılmaktadır.

Bu gerekçelerle Anayasa Mahkemesi, 6102 sayılı Kanun’un geçici 7. maddesinin (15) numaralı fıkrasının beşinci cümlesinde yer alan “…silinme tarihinden itibaren beş yıl içinde…” ibaresinin, Anayasa’nın 35. ve 40. maddelerine aykırı olduğuna ve iptaline karar vermiştir. Bu iptal kararı ile birlikte, geçici 7. madde kapsamında ticaret sicilinden silinen şirket ve kooperatiflerin ihyası için mahkemeye başvuru bakımından kanunda öngörülen beş yıllık kesin süre ortadan kalkmıştır. Bu gelişme, hem alacaklıların hem de hukuki menfaati bulunan diğer kişilerin ihya taleplerini, ileri süremeyecekleri bir süre kısıtlamasıyla karşılaşmaksızın mahkemeye taşıyabilmelerinin önünü açmıştır.

Bununla birlikte, iptal kararının, geçici 7. maddenin diğer hükümlerine -örneğin terkin edilen tüzel kişinin malvarlığının on yıl sonra Hazineye intikaline ilişkin düzenlemeye- bir etkisi bulunmadığı; iptalin yalnızca ihya başvurusu için öngörülen beş yıllık süreyle sınırlı olduğu unutulmamalıdır.

7. Yargılama Sürecinde Karşılaşılan Diğer Usul Sorunları

Yüksek yargı içtihatlarında ihya davalarına ilişkin olarak dikkat çeken bir diğer husus, bir kooperatif veya şirketin ihyasına dair birden fazla mahkeme kararının çakışması ihtimalidir. Örneğin, aynı kooperatifin ihyasına ilişkin olarak farklı mahkemelerde açılmış, birbirinden bağımsız ve her ikisi de kesinleşmiş iki ayrı ihya kararı bulunabilmektedir. Böyle bir durumda, sonradan verilen bir bozma kararına uyularak yeniden hüküm kurulmasının, önceden kesinleşmiş diğer bir mahkeme kararıyla çelişecek olması hâlinde, mahkemelerin bu çelişkiyi gözeterek, kesin hüküm niteliğindeki önceki kararların bağlayıcılığını dikkate alması gerektiği vurgulanmaktadır. Bu türden çakışmalar, ihya davalarının farklı hukuki gerekçelerle (kimi zaman hizmet tespiti gibi başka bir davanın içinde ön mesele olarak, kimi zaman doğrudan ayrı bir dava olarak) birden fazla kez gündeme gelebilmesinden kaynaklanmaktadır ve bu durum, mahkemelerin ihya davalarını değerlendirirken dosya kapsamındaki tüm süreci -daha önce başka bir mahkemede görülüp kesinleşmiş ihya talepleri dâhil olmak üzere- dikkatle incelemesini gerektirmektedir.

Ayrıca, kooperatifin ihyasına ilişkin olarak verilen kararın kapsamı da önem taşımaktadır: bazı hâllerde ihya kararı, yalnızca belirli bir davayla (örneğin bir hizmet tespiti davasıyla) sınırlı olmak üzere verilebilmektedir. Böyle sınırlı bir ihya kararı, kooperatifin genel olarak tüm hukuki işlemlerde taraf olabileceği anlamına gelmeyip, yalnızca ilgili dava kapsamında taraf teşkilinin sağlanmasına hizmet eder.

8. Sonuç

Kooperatifin ihyası davası, Türk Ticaret Kanunu’nun geçici 7. maddesiyle getirilen basitleştirilmiş ve istisnai terkin usulünün doğal bir tamamlayıcısı olarak karşımıza çıkmaktadır. Sicil kayıtlarının fiilî duruma uygun tutulması amacıyla getirilen kolaylaştırılmış terkin mekanizması, kaçınılmaz olarak, terkin edilen kooperatiflerle ilgili sonradan ortaya çıkabilecek hukuki ihtiyaçların nasıl karşılanacağı sorusunu da beraberinde getirmiştir. Kanun koyucu bu ihtiyacı, alacaklılara ve hukuki menfaati bulunanlara tanınan ihya başvurusu hakkıyla gidermeye çalışmıştır.

Uygulamada bu davanın sağlıklı yürütülebilmesi, her şeyden önce terkin işleminin hukuka uygun olup olmadığının doğru tespit edilmesine bağlıdır; zira bu tespit, ihya kararının niteliğini (terkinin iptali mi, yoksa TTK 547 anlamında ek tasfiye mi olduğunu) ve buna bağlı olarak tasfiye memuru atanıp atanmayacağını, taraf teşkilinin nasıl sağlanacağını belirleyen temel kriterdir. Bunun yanı sıra, ihyası istenen kooperatifin malvarlığı durumunun gerektiğinde resen araştırılması, davacının hukuki yararının doğru değerlendirilebilmesi bakımından büyük önem taşımaktadır.

Anayasa Mahkemesi’nin, ihya başvurusu için öngörülen beş yıllık kesin sürenin mülkiyet hakkı ve etkili başvuru hakkı bakımından Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edilmesi, bu alandaki en önemli güncel gelişmelerden biridir. Bu karar sayesinde, terkin işleminden uzun süre sonra haberdar olan veya hak ihlaline uzun süre sonra maruz kalan alacaklıların ve hukuki menfaat sahiplerinin, salt süre geçtiği gerekçesiyle ihya yolundan mahrum bırakılmalarının önüne geçilmiştir.

Sonuç olarak kooperatifin ihyası davası, ticaret sicili kayıtlarının güvenilirliği ile bireylerin ve kamu idarelerinin hak arama özgürlüğü arasında hassas bir denge kurmayı amaçlayan, usul hukuku ile maddi ticaret hukukunun iç içe geçtiği, uygulamada dikkatli bir hukuki değerlendirme gerektiren özel bir dava türüdür.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir