Kooperatif ortaklığının tespiti davası, Türk hukukunda kooperatif üyelerinin ya da üye olduğunu iddia eden kişilerin, bir kooperatife olan ortaklık ilişkilerinin yargı kanalıyla saptanması amacıyla açtıkları bir tespit davası türüdür. Bu dava, kooperatiflerin kendine özgü yapısından ve ortaklık ilişkisinin zaman zaman tartışmalı hale gelmesinden doğan pratik bir ihtiyaca yanıt vermektedir.
Kooperatifler, 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu çerçevesinde ortaklarının ekonomik menfaatlerini karşılıklı yardım, dayanışma ve kefalet suretiyle korumak amacıyla kurulan tüzel kişiliklerdir. Bu amaç doğrultusunda kooperatife ortaklığın kazanılması ve sona ermesi çeşitli usule ve esasa ilişkin kurallara tabi kılınmıştır. Uygulamada ise ortaklık ilişkisinin başladığı ya da sona erdiği an, zaman zaman taraflar arasında ciddi uyuşmazlık konusu olmaktadır.
Bu makalede, kooperatif ortaklığının tespiti davasının hukuki niteliği, tespite konu olabilecek durumlar, ortaklığın tespitinde aranan koşullar, hak düşürücü süre ile iyi niyet ilkesinin bu davalar üzerindeki etkisi ve ortaklıktan çıkarma kararlarına ilişkin usul sorunları yargısal kararlar ışığında ele alınacaktır.
I. Kooperatif Ortaklığının Tespiti Davasının Hukuki Niteliği
A. Tespit Davası Olarak Nitelendirilmesi
Kooperatif ortaklığının tespiti davası, medeni usul hukuku bakımından bir tespit davasıdır. Davacı, mevcut belirsizliği gidermek amacıyla kooperatife ortak olduğunun ya da hâlâ ortak sıfatını taşıdığının mahkemece tescil edilmesini istemektedir. Söz konusu davalarda bir eda veya bozma talebi değil, hukuki ilişkinin varlığının ya da yokluğunun belirlenmesi söz konusudur.
Uygulamada tespit davası, çoğunlukla ihraç kararının iptali talebiyle birleştirilmektedir. Yönetim kurulunca alınan ihraç kararlarının iptali ile eş zamanlı olarak ortaklık ilişkisinin varlığının tespiti de istenmekte; bu iki talep çoğu zaman birbirini tamamlar nitelikte bir arada ileri sürülmektedir.
B. Açık Kapı İlkesi ve Ortaklığın Kazanılması
Kooperatif hukukunun temel ilkelerinden biri olan açık kapı ilkesi gereğince, kooperatife ortak olmak için yöneticilerin takdir yetkisine değil, objektif koşulların gerçekleşmesine bakılır. Bu ilke, kooperatiflerin demokratik ve katılımcı yapısının bir yansımasıdır. Ortaklık şartlarını taşıyan herkesin kooperatife kabulü zorunludur; yönetim kurulunun salt irade ya da tercihine dayalı reddine olanak tanınmamaktadır.
Ortaklığın devri söz konusu olduğunda ise devralanın yönetim kuruluna yazılı olarak bildirimde bulunması, anasözleşmedeki ortaklık koşullarını taşıması ve yönetim kurulunun gerekli incelemeyi yaparak kabul kararı vermesi gerekmektedir. Devir yoluyla ortaklık sıfatı kendiliğinden kazanılamaz; devralanın ayrıca giriş talebinde bulunması şarttır. Şartların mevcudiyeti halinde yönetim kurulunun kabul etmekten kaçınması hukuka aykırı kabul edilmektedir.
Kooperatif Ortaklığının Devri hakkında detaylı bilgi edinmek için; tıklayınız.
II. Ortaklıktan Çıkarma Ve İhraç Kararının Tespit Davasına Etkisi
A. Çıkarma Kararı ve Tebligat Zorunluluğu
Yönetim kurulunca alınan ortaklıktan çıkarma (ihraç) kararı, üye açısından son derece ağır sonuçlar doğurmaktadır. Bu nedenle 1163 sayılı Kanun, ihraç kararlarının usulüne uygun biçimde tebliğ edilmesini zorunlu kılmaktadır. Usulsüz tebligat, hak düşürücü sürenin işlemeye başlamaması açısından belirleyici bir etken olarak ortaya çıkmaktadır.
Uygulamada, ihraç kararının usulüne uygun tebliğ edilip edilmediği sıklıkla tartışma konusu olmaktadır. Tebligatın hatalı yapıldığı hallerde ortak, kararı öğrendiği tarihten itibaren dava açma hakkını koruyabilmektedir. Bu nedenle yargılamada tebliğ tarihinin tespiti kritik önem taşımaktadır.
Kooperatif Ortaklığından Çıkarılma hakkında detaylı bilgi edinmek için; tıklayınız.
B. Hak Düşürücü Süre ve İstisnaları
Kooperatifler Kanunu’nun 16. maddesi uyarınca ortaklıktan çıkarma kararına karşı açılacak dava, üç aylık hak düşürücü süreye tabidir. Bu süre hak düşürücü nitelik taşıdığından mahkemece re’sen dikkate alınmakta; sürenin geçirilmesi halinde dava usulden reddedilmektedir.
Ancak bu katı kuralın istisnası, kooperatifin kendi hileli ya da oyalayıcı davranışlarıyla ortak hakkında zamanında dava açmasına engel olduğu durumlarda gündeme gelmektedir. Yerleşik içtihat çerçevesinde, davalı kooperatifin davacıyı oyalamaya yönelik hileli eylemleriyle dava açmaktan alıkoymuş olması, objektif iyiniyet kurallarıyla bağdaşmamakta ve bu durumda hak düşürücü süreye dayanılamamaktadır.
Bu ilke özellikle şu durumda somutlaşmaktadır: Kooperatif yöneticileri, ihraç edilen ortağa birikmiş aidat borcunu ödemesi halinde üyeliğinin devam edeceğini ve gerekli kararın alınacağını bildirmiş; ortak da bu beyana güvenerek ödeme yapmış, ancak çıkarma kararı geri alınmamıştır. Böyle bir durumda kararın kooperatif tarafından örtülü olarak benimsendiği ve hak düşürücü sürenin işlemediği sonucuna varılabilmektedir.
Yargılama sürecinde bu iddianın araştırılması zorunludur. Davacının oyalama iddiasına dayanan tanık beyanları ve ödeme belgeleri dahil tüm deliller toplanmadan eksik incelemeyle hüküm kurulması bozma sebebi oluşturmaktadır.
C. Ortaklığın Örtülü Benimsenmesi
İhraç kararı kesinleştikten sonra dahi kooperatifin, eski ortağın yaptığı ödemeleri iade etmeden hesabına alması, bu kişiyi genel kurul toplantılarına çağırması ve aidat borçlarını kabul etmesi; ortaklığın kooperatifçe fiilen benimsendiğine işaret edebilir. Yargı, bu nitelikteki somut davranışları ortaklığın yeniden kabulü olarak yorumlayabilmektedir. Dolayısıyla ortaklık ilişkisinin tespitinde kooperatifin fiili tutumunun hukuki sonuçları titizlikle incelenmesi gerekmektedir.
Kooperatif Ortaklığına Zımnen Kabul hakkında detaylı bilgi edinmek için; tıklayınız.
III. Ortaklığın Tespitinde Aranan Koşullar
A. Pay Senedi ve Kayıt
Kooperatif ortaklığının varlığını kanıtlamak için en güvenilir belgeler, yönetim kurulunca düzenlenerek ortak adına teslim edilen pay senetleridir. Bu belgelerin varlığı, ortaklık ilişkisinin kurulduğuna karine oluşturmaktadır. Öte yandan kooperatif defterlerine kayıt da önemli bir ispat aracı olmakla birlikte, kayıt yapılmamış olması tek başına ortaklığın bulunmadığı anlamına gelmez.
Yargılama sürecinde, pay senedi ve ortaklık belgelerinin yanı sıra kooperatif defter ve kayıtları, aidat ödeme belgeleri, genel kurul hazirun cetvelleri ve diğer yazışmalar bütüncül biçimde değerlendirilmektedir.
B. Aidatların Ödenmesi ve Genel Kurullara Katılım
Ortaklık ilişkisinin canlı tutulması açısından en önemli kriterlerden biri, aidatların düzenli biçimde ödenmesidir. Buna ek olarak genel kurul toplantılarına katılım da üyeliğin sürdürüldüğüne ilişkin önemli bir gösterge olarak kabul edilmektedir.
Uzun yıllar boyunca kooperatifle hiçbir ilişki kurmayan, aidat ödemeyen ve genel kurullara katılmayan bir kişinin tespit davası açması, Türk Medeni Kanunu’nun 2. maddesi kapsamında iyi niyet kuralıyla çelişebilmektedir. Yargıya göre, böyle bir ortak üyelik haklarından zımni olarak vazgeçmiş ve ortaklıktan çıkma iradesini eylemli biçimde ortaya koymuş sayılabilir. On yılı aşan sürelerle kooperatifle bağlantı kurmayan, ardından ortaklığının tespitini isteyen kişilerin davaları bu gerekçeyle reddedilebilmektedir.
C. Ortaklık Şartlarının Taşınması
Bazı kooperatif türlerinde, anasözleşme belirli mesleki ya da ekonomik nitelikleri ortaklığın ön koşulu olarak öngörmektedir. Bu koşullar nesnel nitelik taşıdığından, aday ortağın söz konusu şartları taşıdığını belgelendirmesi gerekmektedir.
Örneğin bir deniz taşımacıları kooperatifinde anasözleşme, ortak olabilmek için deniz taşımacılığıyla fiilen iştigal etmeyi ve kooperatifin amacına uygun motorlu araca sahip olmayı şart koşabilir. Bu durumda başvuru sahibinin şahsına ait araçlara ilişkin belgeleri kooperatife ibraz etmesi zorunludur. Ortağı olduğu şirketin belgeleri, kendi adına sayılmaz; zira şirket ile ortak birbirinden bağımsız hak özneleridir.
Uygulamada ortaklık şartlarının taşındığının tespiti için kural olarak mali müşavir ya da ilgili alanda uzman bilirkişi atanmaktadır. Birden fazla bilirkişi raporu arasında çelişki bulunduğunda, mahkemenin hangi raporu esas aldığını gerekçelendirmesi ve kendi değerlendirmesini ortaya koyması gerekmektedir.
IV. Usule İlişkin Sorunlar
A. Delillerin Toplanması ve Bilirkişi İncelemesi
Kooperatif ortaklığının tespiti davalarında yargılamanın kapsamı oldukça geniş tutulmaktadır. Mahkemece; ihraç kararından sonraki tüm genel kurul tutanakları, hazirun cetvelleri, ödeme belgeleri ile kooperatif defter ve kayıtları titizlikle incelenmelidir. Bu süreçte konusunda uzman bir bilirkişiden rapor alınması da uygulamada yerleşik bir yol olarak benimsenmiştir.
Delillerin eksik toplanması ya da bilirkişi incelemesi yaptırılmaksızın hüküm kurulması, bozma nedeni teşkil etmektedir. Özellikle davacının oyalama iddiası öne sürdüğü hallerde, bu iddiayı destekleyen tüm delillerin eksiksiz araştırılması zorunludur.
B. İhtiyati Tedbir Talepleri
Ortaklığının tespitini isteyen taraf, dava sürerken kooperatifin hakkını tehlikeye düşürebilecek işlemler gerçekleştirmesini engellemek amacıyla ihtiyati tedbir talebinde bulunabilir. Bu çerçevede kooperatifin toplantı yapmasının durdurulması ya da taşınır ve taşınmazlar üzerinde tedbir uygulanması istenebilir.
İhtiyati tedbir kararlarında da gerekçe ilkesi geçerlidir. Tedbir talebinin koşullar oluşmadığı gerekçesiyle reddedilmesi halinde, bu değerlendirmenin somut olgulara dayandırılarak gerekçeli biçimde ortaya konulması gerekmektedir. Soyut ya da kalıplaşmış ifadelerle yapılan redler, istinaf incelemesinin önünü tıkamakta ve denetlenebilirliği ortadan kaldırmaktadır.
C. Birleşen Davalar ve Yargılama Giderlerinin Ayrı Belirlenmesi
Kooperatif ortaklığına ilişkin birden fazla davanın aynı mahkemede görülmesi halinde davaların birleştirilmesi yoluna gidilebilir. Ancak her dava usul hukuku açısından bağımsızlığını korumaktadır. Bu nedenle yargılama harçları, yargılama giderleri ve vekâlet ücreti her dava için ayrı ayrı belirlenmeli ve hükme yansıtılmalıdır. Birleştirilmiş davalarda bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi bozma gerekçesi oluşturmaktadır
Sonuç
Kooperatif ortaklığının tespiti davası, hukuki niteliği ve uygulaması itibarıyla çok boyutlu bir yapı sergilemektedir. Bu davalarda başarı; ortaklık ilişkisini kanıtlayan belgelerin varlığına, aidat ödemesi ve genel kurullara katılım gibi üyelik yükümlülüklerinin yerine getirilip getirilmediğine, ihraç kararının usulüne uygun tebliğ edilip edilmediğine ve anasözleşmedeki ortaklık koşullarının taşınıp taşınmadığına göre şekillenmektedir.
Hak düşürücü sürelerin katı uygulanması kural olmakla birlikte, kooperatifin kendi hileli davranışlarıyla ortağı zamanında dava açmaktan alıkoyması halinde bu kurala istisna tanınmaktadır. Bunun yanı sıra uzun süreli pasiflik ve kooperatifle ilişki kurmama halleri, zımni feragat olarak değerlendirilebilmekte ve davaların iyi niyet kuralına aykırılık gerekçesiyle reddedilmesine yol açabilmektedir.
Yargısal açıdan ise delillerin eksiksiz toplanması ve uzman bilirkişiden görüş alınması bu dava türünde vazgeçilmez usul güvenceleri olarak öne çıkmaktadır. Kooperatif hukuku alanında uygulayıcıların bu ilkeleri gözetmesi, hem bireysel hakların korunmasına hem de kooperatiflerin kurumsal güvenilirliğinin pekiştirilmesine önemli katkı sağlayacaktır.